15,00 t
Allah’ın isimleri ve sıfatları içerisinde O’nun rahmetini anlatanları daha yoğundur. Zaten ilahi vahiy, O’nun ismini anmakla ve Kur’an, O’nun rahmetiyle başlar. İlahi rahmet ise sadece zâti bir nitelik değil, aynı zamanda yaratılanlara yansıyan yönleriyle tecelli eden bir fiildir. Allah’ın insana rahmetini ifade eden kavramlarından biri de lütuftur. Lütuf, hem insan zihnini aşan aşkınlığıyla ilahi zâtı niteleyen hem de insanlığa yansıyan incelikli iyilikleri anlatan bir sıfattır.
70,00 45,00 t
Doğrusu Afrika’ya ilk adımımı atıncaya kadar Afrika denilince benim de aklıma sadece siyah tenli insanlar, yoksulluk, kıtlık, kızgın çöller ve zamanında yaşanan sömürgecilik gibi konular gelirdi. Afrika’ya ilk adımımı attıktan sonra kara kıtanın bunlara ilaveten çok daha başka bir dünya olduğu gerçeğiyle karşılaştım. Gördüklerim, bildiklerimle asla örtüşmüyordu. Afrika’daki ilk görev yerim olan Sudan’da geçirdiğim üç yılın ardından Kıta hakkındaki kanaatlerim, dünya hayatına bakışım, tasarruf ve israf anlayışım, kısacası Kıta’yla ilgili kavram dünyam tamamen değişti. Sözcüklerin kamuslardaki anlamıyla Afrika’yı resmetmeye yeterli olamayacağını bizzat tecrübe ettim. ‘Afrika anlatılamaz ancak yaşanarak anlaşılabilir’ tezi benim açımdan kesinlik kazandı.....
25,00 t
Süfyan es-Sevrî, mezheplerin teşekkül etmeye başladığı hicrî II. Asırda iz bırakan, mezhep sahibi fıkıh alimlerinden birisidir. Sevrî’nin kendi adıyla anılan bu fıkhî mezhep hicri VII. Asra kadar varlığını devam ettirmiş ve zamanla çeşitli siyasî, sosyal vb. Sebeplerle etkisini yitirmiştir. Bişr el-Hafî, Hamdun el-Kessâr en-Neysâbûrî, Cüneyd el-Bağdâdî gibi önemli mutasavvıfların ve Dînever şehrinden bir grubun onun mezhebine tâbi olduğu söylenir. Süfyan es-Sevrî’nin, rivayet ettiği hadisler gibi fıkhî görüşleri de kısa zamanda bütün İslam dünyasına yayılmış ve onun adıyla anılan mezhep yaklaşık beş asır boyunca meşhur fıkıh mezheplerinden biri halinde varlığını sürdürmüştür. Sevrî mezhebi hicrî V. Yüzyıla kadar Bağdat ve çevresiyle Şam’da, hicrî VII. Yüzyıl sonlarında kadar Dinever, Kazvin, Cürcan, İsfahan ve Horosan bölgesinde özellikle Dinever ve çevresinde etkili olmuştur. Bu çerçevede Süfyan es-Sevrî’nin mezhebini benimseyenleri tanımlamak üzere “Sevrî” ya da “Süfyânî” nisbeleri yaygın bir biçimde kullanılmıştır...
26,00 17,00 t
Vahiy sürecindeki Hz. Peygamber karşıtlığının mahiyeti ile günümüzde özellikle Batı basını tarafından sürekli gündemde tutulan Hz. Peygamber’e yapılan hakaretlerin ortak noktalarına dikkat çekilerek, bu konuda sağlıklı bir bilinç oluşturulması hedeflenmektedir. Şayet bir sorunun mahiyeti tam anlamı ile bilinemez ise çare üretilmesi noktasında da başarı elde edilmesi söz konusu değildir.
30,00 20,00 t
İslâm toplumunda yaşanan siyasi ve sosyal alandaki tartışmaların hallinde Kur’an’a yapılan amaçsal yaklaşımlar ve bu kutsal metnin kişisel çıkarlara, mezhep ve iktidar kavgalarına alet edilmesi ve bunu yapanların yine İslâm toplumunun kendi bünyesinden olması işin üzücü ve bir o kadar da düşündürücü yanıdır.
Bu eser, yukarıda bahsedilen Kur’an’a amaçsal yaklaşımlara dair Eş’ariyye ve Mu’tezile özelinde mezhebî aidiyetin tefsirdeki yansımalarını tespit etmeye çalışan bir incelemedir.
30,00 20,00 t
İslam dininin değişmez iki temel kaynağı olan Kur’an ve Sünnet’in anlaşılmasına ve yorumlanmasına yönelik İslam dünyasında zamanla farklı anlayış ve yönelişler ortaya çıkmıştır. İslami ilimlerin gelişim sürecinde nassları yorumlamada rivayet ve dirayet ekolleri şeklinde iki farklı yaklaşımın hem Sünnî hem de Şiî literatürde ortaya çıktığı bilinmektedir. Şiî dünyada hâkim mezhep haline gelen İmâmiyye ekolünde bu iki temel anlayış, ahbârî/rivayetçi ve usûlî/dirayetçi diye isimlendirilmiştir. Şia’nın siyasi anlamda İslam dünyasında etkin olduğu ve Şia’nın temel kaynaklarının yazıldığı hicri 4. asrın ikinci yarısı ile 5. asrın ilk yarısı, usûlî anlayışın güçlenmeye başladığı bir dönemdir. Usûlî geleneğin en güçlü temsilcilerinden biri olan Şerîf el-Murtazâ, eldeki Kur’an metninin otantik/sahih olduğunu ifade etmiş ve Şia’nın tahrifçi Kur’an tasavvurunu reddetmiştir. İşte elinizdeki bu eser; yaşadığı dönemde Şia’nın Kur’an anlayışında dönüşüm gerçekleştirerek katkı sunmuş Şiî bir âlim olan Murtazâ’nın Kur’an tasavvurunu ve yorum yöntemini ortaya koymaya çalışmaktadır. Böylelikle Şia’nın gerek Kur’an tasavvurunun gerekse tefsir anlayışının yekpare bir yapı arz etmediği ortaya çıkacaktır. Murtazâ’nın yorum yönteminin incelenmesi, aynı zamanda Şia’nın usûlî tefsir geleneğinin bir çeşit belirlenmesi anlamına da gelmektedir.
22,00 15,00 t
Âdem’den Muhammed’e Allah’ın bütün elçilerine selâm olsun!
Uzun yıllar önce bir arkadaşımın hediye ettiği Seyyid Kutub ile Abdülhamid Cude es-Sahhar’ın Kur’an Işığında Dinî Hikâyeler kitabıyla başlayan Kur’an kıssalarıyla tanışıklığım işin aslını arama düşüncesiyle ’’Kur’an’da bu nasıl anlatılmış?’a dönüştü. Birkaç defa bu işe niyetlendiysem de önceleri kendimde cesaret bulamadım. Hz. Âdem üzerinde yaptığım birçok çalışmadan sonra bu işin nasıl olması gerektiğine karar vererek çalışmaya devam ettim. Kur’an’la meşgul olunca da önümüze yeni ufuklar açıldı. Hz. Âdem’den Hz. İsa’ya kadar olan Allah’ın elçilerinin anlatıldığı Elçiler ve Kıssalar, Kur’an’ın farklı surelerinde geçen kıssaların, birbirini açıklayan ve tamamlayan anlam kümelerinin taranması, ayrışması ve birleştirilmesiyle ortaya çıktı.
Uydurmalardan ayrılmış bilgilerle Allah’ın elçilerinin hikâyesi, umarız, zihnimizde yeni ufuklar açar, insanların Kur’an’ı doğru olarak anlamasına katkıda bulunur.
15,00 10,00 t
Dört Halife Dönemi; Bizans ve Sâsânî devletlerinin İslam Topraklarına dâhil edildiği, İslam’ın çok geniş bir coğrafyaya yayıldığı, Müslümanların farklı din mensuplarıyla ilk defa yoğun olarak karşılaşıp birlikte yaşamaya başladıkları, hayatın her alanında kurumsallaşmaya gidildiği ve daha sonraki dönemlerde müstakil bir disiplin haline gelen dinî ilimlerin temellerinin atıldığı önemli bir zaman dilimidir. Aynı zamanda sözü edilen dönem; Hz. Muhammed’in vefatından sonra binlerce insanın dinden döndüğü, dört halifenin üçünün öldürüldüğü, Cahiliye Dönemine ait kabileciliğin tekrar nüksetmeye başladığı, Cemel, Sıffîn gibi iç çatışmaların yaşandığı ve kendilerinin dışındakileri tekfir edip öldüren Hâricîlerin ortaya çıktığı bir dönemin adıdır. Elinizde ki kitapta, yukarıda kısmen belirtilen olumlu ve olumsuz tüm gelişmelerin sebep, seyir ve sonuçları üzerinde durulmaktadır. Amaç, Müslümanlar için önemli bir referans olan Hulefâ-i Râşidîn devrini devrini dinî, siyasî, sosyal, kültürel ve iktisâdî bir bütünlük içerisinde ele almak ve yorumlamaktadır.
32,00 21,00 t
Üniversite yıllarında başlayan İslam’ı öğrenme çabalarım bir müddet dergiler, az sayıdaki İslami konu ve kavramları inceleyen kitaplar, ilmihal veya fetva kitapları çevresinde cereyan ediyordu. Okumalarım 1980’li yılların başlarında ise usul, fıkıh, tefsir, hadis, siyer kitaplarına doğru evrildi. Bu okumalar giderek ufkumu açsa da ruhumu doyurmuyor ve tatmin etmiyordu. Ancak sonradan anlıyordum ki bütün kitaplar bir tek kitabı anlamak için okunurmuş ve okuya okuya o kaynağa varılırmış. O kaynak ise vahiyden başkası değilmiş. Önce sözlü vahiy sonra yaratılmış vahiy yani kâinat kitabı. Artık ne okusam ne yazsam merkezde hep o kitap var ve baktığım tüm pencerelerden onun yansımasını görüyor ve değerlendirmeleri hep ona göre yapmaya çalışıyorum. Her şeyi doğru anlayıp anlatıyorum iddiasında değilim. Ama tüm çabam ve yaşama amacım onu anlamak ona uygun bir hayat yaşamak ve onu anlatabilmek uğraşına yöneliktir. Yaptıklarım, yazdıklarım hep o kitaptan anladığım kadardır. Bu kitapta yazdıklarım bazen ideallerim, bazen yaşam tarzımdır. İnanmadığım ve yolunda çaba sarf etmediğim hiçbir hususta söz söylememeye yazı kaleme almamaya çalıştım. Diliyor ve umuyorum ki Rabbim anlayışım ve yaşamımdaki eksikleri samimiyetime bağışlar. Çünkü O Rahmandır ve Rahimdir.
30,00 20,00 t
Devletler arası ilişkilerin eski çağlardan beri bir gelişme içinde olduğu gerçeği, diplomatik temsil konusunu uluslararası hukukun en eski konularından biri haline getirmiştir. Günümüzdeki anlam ve mahiyette olmasa da tarihî süreci ilkçağlara kadar giden diplomatik temsil, dönemin ihtiyaçları ve devletler hukukunun gelişimine paralel olarak zamanla örfî bir uygulama halini almış, sonraki dönemlerde de hukukî statü kazanmıştır. Diplomatik temsilcilerin, görevlerini gereği gibi yerine getirebilmeleri için de kendilerine özel bir statüden yararlanma imkânı tanınmıştır. Diplomatik temsilcilerin hukukî statüsü ile temsilcinin yabancı bir devlet ülkesinde görevli olarak bulunduğu sırada kendisine uygulanan hukukî statü kastedilmektedir. Oysaki temsilcinin, kendi ülkesinde bu hukukî statüden istifade etmesi söz konusu değildir.
İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren diplomatik ilişkilere önem verilmiş, sürekli elçilik müessesesi henüz oluşmadığı için elçiler, devletler arası diplomatik temsilin geçici olduğu o dönem teamülü gereği belirli görevleri icra etmek üzere gönderilmiştir. Günümüzde ki fevkalade elçiler ile sadece resmî bir görev için gidip gelen diplomatları andıran bu diplomatik temsil anlayışının, İslam’ın doğduğu ve hukukun tedvin edildiği dönemlerde ki yaygın örften ve dönemsel ihtiyaçtan kaynaklandığı söylenebilir. İslam devletinin, gayrimüslim ülkelerle ilişkilerini hızla geliştirdiği Emevîler döneminde daha karmaşık amaçlar için elçiler gönderilmeye başlanmasına rağmen daimî elçilik müessesine yönelme bu dönemde de mümkün olmamıştır. Abbasîler döneminde ise diplomasi anlayışı, elçilik görevinin tanzimi, üslûbu, faaliyet alanı bakımından oldukça gelişmiş, hatta bu gelişmeler Eyyûbîler ve Memlükler döneminde zirveye ulaşmıştır. Daimî statü kazanıncaya kadar elçiler, görevlerini emân kapsamı dâhilinde yürütmüşlerdir.
30,00 20,00 t
22,00 t
20,00 13,00 t
15,00 10,00 t
18,00 12,00 t
24,00 16,00 t
30,00 t
20,00 t
22,00 15,00 t
Siyasi Düşüncenin Oluşumunda Hadislerin Rolü
28,00 t
Hanefî İllet Teorisi, Sebep ve Şart Kavramlarıyla İlişkisi ve Hukuki Düzenlemelere Etkisi
24,00 t
Osmanlı Kıbrısı’nda Müslim-Gayrimüslim İlişkileri
30,00 20,00 t
Hz. Muhammed Zamanında Medine’de Gündelik Hayat -Mekânın Üretimi-
24,00 15,00 t
Mehdilik Ve Nüzûl-İ İsa Tartışmaları -İslam’ın Klasik Çağında Eskatolojik Kurtarıcı İnancı-
26,00 t
Muaviye Ve Abbas Bağlamında Arap Milliyetçiliği
23,00 t
Kur’ân-ı Kerîm’in Anlaşılmasında Belâgat İlminin Rolü
- Meâni Örneği-































































































































