- 1
- 2
20,00 t
İslam düşüncesinin ilahi yönünün tarihi sayılma karakterine sahip olan bu eser, müslüman bilginlerin metafizik alanındaki çalışmalarının değerini ve inancın olgunlaşmasındaki etkisini betimlediği gibi, yüzyıllar boyunca ve büyük bir titizlikle müslümanların kuşaktan kuşağa aktarmaya çalıştıkları “İslam düşüncesinin ilahi yönünü” kaynakları, oluşum, gelişim ve olgunlaşma seyri içerisinde ortaya koymaktadır.
24,00 15,00 t
10,00 t
Merhum Kutub’un ülkemizdeki İslamî uyanışa 1960’lı yıllardan başlayarak önemli fikri katkıları olmuştur. Ancak bu katkının yeterli ve isabetli değerlendirildiği kanaatinde değiliz. Kutub’u anlayanların büyük bir bölümü O’nu yüzeysel ve slogonik bir düzeyde anlamıştır.
15,00 t
1995 Ramazan’ında başlayıp her yıl periyodik olarak devam eden Kur’an Sempozyumlarının artık geleneksel hale gelmesi sevindirici bir durumdur. Gerek bugüne kadar gerçekleştirilen, gerekse önümüzdeki yıllarda, farklı konularla başka vilayetlerde gerçekleştirilecek bu sempozyumlar, Türk halkının derin ve uzun soluklu bilimsel/kültürel programları kaldırabilecek bir düzeye gelmiş olmasının işaretlerini vermektedir
10,00 6,00 t
Onları putlara ve taşlara ibadet etmeye yönelten sebep şu oldu:
Geçici bir süre için bile olsa Mekke’den ayrılmak isteyen bir kimse, yanına Mekke’den bir taş almaksızın oradan uzaklaşmazdı.
15,00 10,00 t
İslam coğrafyasının değişik bölgelerinde farklı adlarla ortaya çıkan çağdaş dinî akımlar, pek çok araştırmacının ve araştırma merkezlerinin dikkatini çekti. Bunun üzerine yüzlerce makale ve eser kaleme alındı. Maalesef yapılan araştırmalarda bu olgu farklı kavramlar altında ve farklı yöntemler doğrultusunda incelendi.
20,00 13,00 t
Kelâmcıların oluşturduğu atom teorisi, İslâm düşüncesinin kendine özgü paradigması içinde özel bir konuma sahiptir ve Allah-âlem ilişkisi konusunda bazı İslâm filozoflarının savundukları kâinatın ezelîliği fikrine karşı, bu fikri çürütmek amacıyla geliştirilerek sistemli hale getirilmiş bir teoridir
20,00 t
Nasireddin Tûsî. İslam felsefesine. İbn Sina’nın görüşlerini, yöneltilen eleştirilere karşı savunup şerh ederek katkıda bulunmuştur. Onun bu çabası büyük önem taşır. Tûsî, dünya bilim tarihinde 13. yüzyılın en aktif ve üretken matematik ve astronomi bilgini olarak yerini almıştır. İbn Sina’nın felsefesini savunup açıklamak için yazdığı Şerhu’l-İşârât, bir felsefe klasiği haline gelmiştir.
10,00 7,00 t
Allah’tan gelerek belirli bir dünya görüşü ve evren tasavvuru ifade eden Kur’an-ı Kerim, insanın bu evren tasavvuru çerçevesinde, düşüncesini ve yaşam biçimini düzenlemesini ister.
20,00 13,00 t
Sosyal adalete, dayanışma ve yardımlaşmaya büyük önem veren Kur’an, insanların mutlu ve huzurlu bir şekilde kardeşlik duyguları içerisinde toplumsal barışı sağlamış olarak yaşamalarını ister.
30,00 20,00 t
25,00 17,00 t
Son onlu yıllarda tarihselci yöntemle Kur’an okunmaya ve bir şekilde ideolojilere destek kılınmaya çalışılıyor. Genel fıtratı kavrayıp, açık bir ruh ve akl-ı selim ile hareket etmeyip, herkes kendi çıkarına ve dar kapasitesine, içinde bulunduğu toplumsal biriminin özelliğine dini bir eylem aracı olarak kullanmaya devam ediyor.
23,00 15,00 t
Bugün İslam dünyasında şiddetlenen bu yalancı savaş Ali Şiası’yla Muhammedî Sünnîliğin savaşı değildir. Bu savaş, “Safevî Şiası”nın “Emevî Sünnîliği” ile savaşı olup Safevîler’in Osmanlılar’la savaşının ve bu iki düşman devletin siyasette dini kullanmalarının yansımasıdır. İkincisi, İslam ülkelerinin her yanında yeni yeni canlandırılan ve düzenli programlarla, düzenli işleyen bütçe, hesap, kitap ve taktiklerle icra edilen bu savaş, İslam-Siyonizm savaşından sonra ortaya çıkmıştır.
22,00 15,00 t
Felsefe ile kelamın birbirleriyle kıyasıya tartışması ilk önce kelam alimleri tarafından başlatılmıştır.Onlar, tercüme edilen felsefî düşüncelerinin assın zahiri ve özüyle çeliştiğini iddia ederek başta Platon ve Aristoteles olmak üzere ilahiyatçı dedikleri Müslüman filozofları da hedef almışlardır.
28,00 18,00 t
Önceki peygamberlerin evrensel bir risaleti yoktu. Mesih, Yahudi kavminin vaat edilenidir, diğer milletlerin vaat edileni değil. Musa, İsrailoğullarını Firavun ve Kıptilerin esaretinden kurtarmak, onları vaat edilen arza götürmek ve orada hür bir toplum kurmak için gönderilmiştir. Risaleti başladı, ondan başka bir şey yapmadan sonuçlandı. Musa, asla dünyanın bütün kullarını özgürleştirme risalet ve misyonuna sahip olmadı.
30,00 19,50 t
Selam sana ey Allah’ın seçkin kulu olan Adem’in vârisi!
Selam sana ey Allah’ın peygamberi olan Nuh’un vârisi!
Selam sana ey Allah’ın dostu olan İbrahim’in vârisi!
Selam sana ey Allah’ın ruhu olan İsa’nın vârisi!
Selam sana ey Ali’nin vârisi, Allah’ın velisi!
23,00 15,00 t
Her medeniyetin tarihsel bir serüveni ve yapı tarzından ve inşasında kullanılan unsurlardan meydana gelen görünür bir bedeni vardır. Bir medeniyetin bu yönlerini incelemek kolaydır. Aslolan bir medeniyetin ruhunu, eğilimlerini, düşüncelerini, inançlarını, içsel çelişkilerini ve gizli ukdelerini incelemek; çeşitli içyapıları ve gizli köşeleri hakkında araştırma yapmak ve özellikle değerlerini ortaya koymaktır.
26,00 17,00 t
Her medeniyetin tarihsel bir serüveni ve yapı tarzından ve inşasında kullanılan unsurlardan meydana gelen görünür bir bedeni vardır. Bir medeniyetin bu yönlerini incelemek kolaydır. Aslolan bir medeniyetin ruhunu, eğilimlerini, düşüncelerini, inançlarını, içsel çelişkilerini ve gizli ukdelerini incelemek; çeşitli içyapıları ve gizli köşeleri hakkında araştırma yapmak ve özellikle değerlerini ortaya koymaktır.
24,00 16,00 t
Seyyid Cemal’in (Afgani) attığı ilk adımın üzerinden yüz yıl geçti ama kimse ikinci adımı atmadı. Hıristiyanlığa itiraz edileli altı yüz yıl oldu (Protestanlık). Rönesans’ın üzerinden dört yüz yıl geçti. ...Zaman geçip gidiyor. Yeni nesil hızla değiştiriliyor. ...Eğer dini asırlardır alışılagelmişşekil kalıbından kurtaramaz ve onu bir harekete dönüştüremezsek kendisine bir gelenek olarak bağlı kalan yaşlı ve bunak neslin ölümüyle din de ölecektir. Bu kötü düşünceli, şüpheli ve bulanık... kişilerin varlığı (dinin) ölümünü hızlandıracaktır. ...
40,00 26,00 t
17-18 Kasım 2012’de İstanbul Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenmiş olan Ali Şeriati Sempozyumu, Türkiye’deki entelektüel ilginin evrenselliğini belgelemesi açısından kayda değer bir kültürel ve entelektüel faaliyet olarak görülebilir. Bu manada özellikle Şiî bir İranlı aydın ve düşünürün Sünnî toplumda fikirleri ve eserleriyle rağbet görmesi ayrıca sevindirici bir gelişmedir. Ali Şeriati’nin kendi ülkesindeki popülaritesinin azami on yıllık bir gecikmeyle 1978’lerden itibaren kitapları vasıtasıyla Türkiye’de de varlık göstermesi, pek az yabancı yazar ve düşünüre nasip olmuş bir ayrıcalıktır.
15,00 10,00 t
Günümüzde, İslâm fıkıh literatüründeki birçok görüş ve içtihat yeniden tartışılmaya başlanmıştır. Bu kapsamda en çok tartışılan meselelerden biri de fukahânın irtidat (İslâm’dan/dinden çıkma) cezası ile ilgili görüşleridir. Bilindiği gibi klasik dönem fukahâsının kahır ekseriyeti, irtidatla ilgili nass, rivâyet ve uygulamalara dayanarak mürtedin cezasının ölüm olduğu kanaatine varmışlardır Fakat İslâmî kaynaklardaki irtidatla ilgili bu nass ve içtihatlar, çağımızda farklı kesimler tarafından şiddetli bir şekilde eleştirilmektedir. Zira din değiştirdiğinden dolayı bir insanı öldürmek, bireyin istediği dini ve felsefi düşünceyi seçme hürriyetini elinden almak olarak algılanmaktadır. ...
15,00 t
XX. yy.’ın modern dünyası İkbal’i, İslâm düşüncesinin hem teorisyeni hem de pratiğinin uygulayıcısı olarak karşımıza çıkarmıştı. XXI. yüzyılda ise onun fikirleri ve siyasi düşünceleri İslam toplumlarının yeniden yapılanmaları ve dünya üzerinde saygın bir yer edinmeleri için bir ışık olabilir mi? İkbal’in fikirlerindeki canlılık ve dinamizm, güçlü bir Allah inancı ve Mevlâna’nın rehberliği bu soruya cevap verir niteliktedir. Çünkü bakışları tek taraflı değil, bir yandan Batı düşüncesi öbür yandan İslam ve özellikle tasavvuf düşüncesi kendisine rehberlik eden iki önemli ana koldur. Bu yüzden İkbal’in inancı, yalnız vicdanlarda sıkışıp kalan bir iman değil, hayatın tüm alanlarına canlılık ve dinamizm aşılayan bir imandır.
15,00 t
Fârâbî, İslâm düşüncesinin önemli bir siması, büyük Türk-İslâm filozofu ve el-Muallimu’s-Sânî diye anıla gelmektedir. Onun yetiştiği ortamdan serdettiği fikirlerine kadar pek çok alanda yüzyıllardır Doğu ve Batı’da pek çok takipçisi bulunmaktadır. Yaşadığı çağın görüş tarzı çerçevesinde mantık, felsefe, siyaset ve musiki gibi felsefenin önemli alanlarında derinlemesine meşgul olmuş ve bu alanda nitelikli pek çok ilk çalışma yapmıştır. Aradan geçen asırlara rağmen hala modern araştırmaların Fârâbî’ye yer ayırması, bilimsel çalışmalara konu olması, eserlerinin bugün hala çeşitli dillere tercüme edilmesi, insanlığı aydınlatmaya ve felsefe yolunda olanlara yol göstermeye devam etmekte olduğunu göstermektedir.
24,00 t
Varlık felsefesi yapan filozofların büyük bir çoğunluğunun, aynı zamanda doğrudan veya dolaylı olarak da varlık mertebeleri problemiyle yolu kesişmiştir. Filozofların varlığı felsefî bir problem olarak ele almalarının düşünce tarihi kadar eskiliği bu problemin hala ne kadar yeni olduğunu göstermeye yeterlidir. “Varlık mertebeleri” düşüncesini ele alan filozoflar bu kavramdan, her varlığın varlık alanında kendine uygun görülen yerde yer alması, kendi varlık düzleminde yerini koruması ve varlığını kendi varlık alanında gerçekleştirmesi manasını çıkarmışlardır. Bu tanımlamadan hareketle Varlık mertebeleri, kavramsal ve problematik çerçevede değerlendirildiğinde, İslam ve Batı felsefesi çerçevesinde yaratılış, sudûr nazariyesi ve sudûr’un unsurları, varlık sıralamaları .....
12,00 8,00 t
Erken dönem İslam toplumunda yaşanan düşünsel, siyasal ve sosyal kırılmalar İslam düşüncesinin şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Bu döneme dair yapılan çalışmalar, dönemin politik-teolojik/siyasi-fikri oluşumlarının temel dinamiklerine ışık tutmaktadır. Kaderiyye’nin ilk mümessilleri arasında yer alan Mâ’bed el-Cüheni (ö.83/702?) ile Gaylân ed-Dimaşkî’nin, (ö.120/738) Emevi Hanedanı’na yönelttiği dini ve siyasi eleştiriler, bu dönemde yaşanan siyasal ve düşünsel ayrışmaları göstermektedir.
28,00 19,00 t
İslam hukukunun temel kaynakları olan Kur’an ve sünnet Müslümanların hayata, varlık ve bilgiye bakış açılarını şekillendiren aslî unsurlar olduğundan fıkhî kavramların ortaya çıkışında da belirleyici bir role sahip olmuştur. Ele aldığımız konu bağlamında bu gerçekliği pekiştiren bir gözlem yaptığımızdan çalışmamızda, Kur’an-ı Kerim’de ve Hz. Peygamber’in hadislerinde -fıkıh usulünde önemli bir yere sahip olan- teklîfî hüküm terminolojisine ışık tutan örnekleri göstermeye öncelik verdik.
25,00 t
Süfyan es-Sevrî, mezheplerin teşekkül etmeye başladığı hicrî II. Asırda iz bırakan, mezhep sahibi fıkıh alimlerinden birisidir. Sevrî’nin kendi adıyla anılan bu fıkhî mezhep hicri VII. Asra kadar varlığını devam ettirmiş ve zamanla çeşitli siyasî, sosyal vb. Sebeplerle etkisini yitirmiştir. Bişr el-Hafî, Hamdun el-Kessâr en-Neysâbûrî, Cüneyd el-Bağdâdî gibi önemli mutasavvıfların ve Dînever şehrinden bir grubun onun mezhebine tâbi olduğu söylenir. Süfyan es-Sevrî’nin, rivayet ettiği hadisler gibi fıkhî görüşleri de kısa zamanda bütün İslam dünyasına yayılmış ve onun adıyla anılan mezhep yaklaşık beş asır boyunca meşhur fıkıh mezheplerinden biri halinde varlığını sürdürmüştür. Sevrî mezhebi hicrî V. Yüzyıla kadar Bağdat ve çevresiyle Şam’da, hicrî VII. Yüzyıl sonlarında kadar Dinever, Kazvin, Cürcan, İsfahan ve Horosan bölgesinde özellikle Dinever ve çevresinde etkili olmuştur. Bu çerçevede Süfyan es-Sevrî’nin mezhebini benimseyenleri tanımlamak üzere “Sevrî” ya da “Süfyânî” nisbeleri yaygın bir biçimde kullanılmıştır...
26,00 17,00 t
Vahiy sürecindeki Hz. Peygamber karşıtlığının mahiyeti ile günümüzde özellikle Batı basını tarafından sürekli gündemde tutulan Hz. Peygamber’e yapılan hakaretlerin ortak noktalarına dikkat çekilerek, bu konuda sağlıklı bir bilinç oluşturulması hedeflenmektedir. Şayet bir sorunun mahiyeti tam anlamı ile bilinemez ise çare üretilmesi noktasında da başarı elde edilmesi söz konusu değildir.
40,00 26,00 t
Ahlâk-ı Alâî, klasik ahlâk kitaplarında takip edilen sıraya uygun olarak üç ana bölümden oluşur. Bunlar; ahlâk eğitimini inceleyen “Ahlâk İlmi”, ev idaresinden bahseden “İlm-i Tedbîrü’l-Menzil” ve devlet yönetimi ve siyaset felsefesiyle ilgili olan “İlm-i Tedbîrü’l-Medine” bölümleridir. Sonuç konumundaki “Hatime” bölümünde Eflatun, Aristoteles, Gucduvânî ve Mevlana Celaleddin’in vasiyetleri yer almaktadır. Bu eser, andığımız diğer üç örneğin muhteva ve özünü taşımasının yanında, edebî letafeti, hikâye ve örneklerle öğrenimi kolaylaştırması, yazarının nefis hastalıklarının tedavisini Gazzâlî’nin İhyâ’sından aldığı malzemeyi yeniden harmanlayarak işlemesi ve sevgi bahsini Molla Câmî’den yaptığı iktibaslar yanında kendi özgün donanımıyla yeniden inşa etmesiyle ahlâk düşüncesine özel katkıda bulunmuştur. Kınalızâde, eserinde yer yer Tûsî’nin görüşlerine itiraz etmiş ve özgün açıklamalar yapmıştır. İçki içme adabına eserinde yer vermemesi, kız çocuklarının okutulmasını savunması ve tasavvufta bir eğitim yöntemi olarak zühdü kabul etmesi bunlar arasında sayılabilir. Ahlâk-ı Alâî’nin literatüre katkısını daha çok siyaset felsefesi konusunda görmekteyiz. Siyasetçi-asker ilişkisi ve yöneticilerin sahip olmaları gereken niteliklere dair örneklendirilmiş düşünce ve önerileri günümüz siyaset bilim ve felsefesine de ışık tutar niteliktedir.
22,00 15,00 t
Âdem’den Muhammed’e Allah’ın bütün elçilerine selâm olsun!
Uzun yıllar önce bir arkadaşımın hediye ettiği Seyyid Kutub ile Abdülhamid Cude es-Sahhar’ın Kur’an Işığında Dinî Hikâyeler kitabıyla başlayan Kur’an kıssalarıyla tanışıklığım işin aslını arama düşüncesiyle ’’Kur’an’da bu nasıl anlatılmış?’a dönüştü. Birkaç defa bu işe niyetlendiysem de önceleri kendimde cesaret bulamadım. Hz. Âdem üzerinde yaptığım birçok çalışmadan sonra bu işin nasıl olması gerektiğine karar vererek çalışmaya devam ettim. Kur’an’la meşgul olunca da önümüze yeni ufuklar açıldı. Hz. Âdem’den Hz. İsa’ya kadar olan Allah’ın elçilerinin anlatıldığı Elçiler ve Kıssalar, Kur’an’ın farklı surelerinde geçen kıssaların, birbirini açıklayan ve tamamlayan anlam kümelerinin taranması, ayrışması ve birleştirilmesiyle ortaya çıktı.
Uydurmalardan ayrılmış bilgilerle Allah’ın elçilerinin hikâyesi, umarız, zihnimizde yeni ufuklar açar, insanların Kur’an’ı doğru olarak anlamasına katkıda bulunur.
32,00 21,00 t
Türkiye, son yüzyılda siyasî, toplumsal, dinî, kültürel ve kurumsal açıdan geniş ölçekli yatay ve dikey değişimler yaşamaktadır. Bu değişim sürecinde en çok tartışılan sorunlar din, dinî değerler ve dinî kurumlardır. Din ve dinî kurumlar, Cumhuriyet döneminde, siyasi kutuplaşmaların, siyasî ve hukukî değişim ve dönüşümlerin hep odağında olmuştur. Ulus devletin kurucu kadrosu, Diyanet’e İslam’ın inanç ve ibadetleri konusunda halkı aydınlatmak ve din hizmeti vermek, ibadethaneleri kontrol etmek; İlahiyat’a ise “yüksek diniyat mütehassısları yetiştirmek”, devrimleri desteklemek; hurafeler ve “gerici” akımlarla mücadele etmek gibi bir görev biçmiştir. Seçimlerle işbaşına gelen iktidarlar ve darbe ile yönetime el koyan ihtilalciler, dini ve dindarları bu kurumlar yoluyla kontrol etmeye veya yönlendirmeye çalışmışlardır.
Cumhuriyetin politikasının, zamanla Pozitivist anlayışa kayması, laikliğin din aleyhtarlığı olarak algılanması ve uygulanması, karşısında kayıt dışı bir din anlayışını yaratmıştır. Dinî cemaatleşmeler, şeffaf ve açık olmaktan çıkararak siyasî yapılara veya ticari şirketlere dönüşmüştür. Dinî düşüncenin yenilenememesi ve dinî bilgi ihtiyacının Arap dünyasından yapılan çeviriler yoluyla giderilmeye çalışılması, katı laikçiler ile katı muhafazakarları karşı karşıya getirmiştir.
20,00 13,00 t
Temel hak ve hürriyetlerin ahlâkî ve hukukî gücü günümüz toplumlarında, gözlenebilen önemli bir gerçekliktir. Bu değerler, günümüzde, insanlık onurunu koruma hususunda bütün kültürlerde ortak talepler olarak görülür.
İslâm’ın ortaya koyduğu ve insanlara hasrettiği bu hak ve hürriyetler yıllardır kullanılırken, günümüz dünyasının milletlerarası yazılı belgelerle de korumaya çalıştığı hürriyetler konusundaki karnesinin durumu çok iç açıcı olmasa gerektir.
30,00 20,00 t
Endülüs’ün ilk mütefekkiri, ilk İslam filozofu ve sufisi hiç şüphesiz İbn Meserre’dir. İbn Meserre, doğu ziyaretlerinin dışında, hayatının önemli bir bölümünü kendi öğrencileriyle birlikte, Kurtuba Sierra’da ki zaviyesinde geçirmiştir. Bu zaviyede Endülüs’ün tasavvuf ve zühd hayatının ilk örnekleri yaşanmış olsa da, İbn Meserre’nin asıl amacı, İslâm Felesefesinin temel meselelerinden din-felsefe veya akıl-vahiy arasında ki uzlaşmayı temellendirmek olmuştur. İbn Meserre kendi düşüncelerini, Meşşai filozofların sistemlerine benzer bir şekilde, Platoncu, Aristocu ve Yeni-Platoncu felsefelerden de faydalanarak, onların fizik ve metafizik argümanları üzerinde, Kur’anî kavramlarla mezcederek temellendirmiştir.
Şöhreti batıdan başlayıp doğuya kadar uzanan İbn Meserre’nin mistik felsefesinin Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan düşünürleri etkilediği inkâr edilemez. İbn Meserre’nin düşüncelerinden etkilenen şahsiyetler arasında İbn Berrecan, İbn hazm, İbn Arif, İbn Kasî, İbn Rüşd, İbn Arabî, İbn Tufeyl gibi Müslüman düşünürler ile Mûsâ ibn Ezra, Yûsuf İbn Sıddik el-Kurtubî, İsmâ’il İbn Tibbon, İbn Gabirol, Wulf, Gundisalvi, Duns Scotus, Roger Bacon, Raymond Lull gibi Yahudi ve Hıristiyan düşünürler yer almaktadır. Felsefî sistemi, kompleks bir geleneğin toplamı gibi gözükse de sadece basit, eklektik bir düşünür olmaktan uzak olarak İbn Meserre, bütün sistemlerdeki felsefî unsurları orijinal, aynı zamanda birtakım yeni unsurlarla birleştirmektedir. İbn Meserre’nin ilham aldığı bu yeni unsurların kaynağı, İslam dininin yegâne kaynağı Kur’an’dır. İşte bu nedenle, bütün felsefi sistemlerden yararlanması, düşünceleri bir araya getirmesinden ve birçok düşüncenin ilk mimarı olmasından dolayı İbn Meserre, sistemlerin filozofu ve ilklerin filozofu olarak İslam düşünce tarihinde ki yerini almıştır.
30,00 20,00 t
32,00 21,00 t
Müminlerin Kur’an’la kuracağı sağlıklı ilişki, onu okumayı, dosdoğru anlamayı, inanmayı, tavır ve davranışa dönüştürmeyi, irfanıyla ahlaklanma-yı, kurumlaşmayı, kadrolaşmayı, gelişen iletişim tekniklerinden faydalanmayı ve aydınlık Kur’an düşüncesini insanlığa ulaştırmak için mücadele etmeyi gerektirir. Mümin için ilim öğrenmek farz ise bunun başında Kur’an’ı öğrenmek gelir. Bu da Kur’an’ı okumayı gerektirir ki Allah ile konuşmak kadar şerefli bir eylemdir. Onun için Kur’an, ibadet ve aşk bilinciyle sürekli okunmalıdır. Kur’an okumak sünnet, dinlemek farz şeklindeki ezberlenmiş önerme buna engel bir safsatadan ibarettir ve bundan hızla uzaklaşmamız gerekir. Kur’an’ı anlayarak okumak ve de dosdoğru anlamak gerekir. Çünkü bir kitabı okumaktan maksat anlamaktır. İnsan anlamadığı bir metni okumuş ve öğrenmiş sayılmaz. Öğrenmediği bir kitabı ne imana dönüştürebilir, ne ahlaka, ne de davranışa.
100,00 65,00 t
- 1
- 2




























































































