32,00 21,00 t
Türkiye, son yüzyılda siyasî, toplumsal, dinî, kültürel ve kurumsal açıdan geniş ölçekli yatay ve dikey değişimler yaşamaktadır. Bu değişim sürecinde en çok tartışılan sorunlar din, dinî değerler ve dinî kurumlardır. Din ve dinî kurumlar, Cumhuriyet döneminde, siyasi kutuplaşmaların, siyasî ve hukukî değişim ve dönüşümlerin hep odağında olmuştur. Ulus devletin kurucu kadrosu, Diyanet’e İslam’ın inanç ve ibadetleri konusunda halkı aydınlatmak ve din hizmeti vermek, ibadethaneleri kontrol etmek; İlahiyat’a ise “yüksek diniyat mütehassısları yetiştirmek”, devrimleri desteklemek; hurafeler ve “gerici” akımlarla mücadele etmek gibi bir görev biçmiştir. Seçimlerle işbaşına gelen iktidarlar ve darbe ile yönetime el koyan ihtilalciler, dini ve dindarları bu kurumlar yoluyla kontrol etmeye veya yönlendirmeye çalışmışlardır.
Cumhuriyetin politikasının, zamanla Pozitivist anlayışa kayması, laikliğin din aleyhtarlığı olarak algılanması ve uygulanması, karşısında kayıt dışı bir din anlayışını yaratmıştır. Dinî cemaatleşmeler, şeffaf ve açık olmaktan çıkararak siyasî yapılara veya ticari şirketlere dönüşmüştür. Dinî düşüncenin yenilenememesi ve dinî bilgi ihtiyacının Arap dünyasından yapılan çeviriler yoluyla giderilmeye çalışılması, katı laikçiler ile katı muhafazakarları karşı karşıya getirmiştir.
24,00 15,00 t
Bir bütün olarak insanı ve evreni kuşatan İslam dini, hukuk kaideleriyle insanın dünya hayatına müdahil olmuş, ahlaki ve vicdani emirleriyle de varlığın gaybi boyutlarına ışık tutmuştur. Bu hususiyeti nedeniyle hem zaman ve mekân aşkın ilkeleri hem de zaman mekân kayıtlı hükümleri bünyesinde mezcedebilmiştir. Başka hiçbir hukukî, felsefi sistemde görülemeyen bu hususiyet onun insanlık âleminde kıymetli bir yer edinmesine vesile olmuştur.
İki binlerin dünyasında çocuklar artık büyüklerinin anlamadıkları bir dille konuşmakta, görmedikleri oyunları oynamakta, anlayamadıkları hareketler yaparak bilgisayardan şaşılası görseller ve medyalarla buluşabilmektedir.
Hal böyle iken, ilim yolunun garip yolcuları olarak bizlerin bu değişimin dışında kalıp, ümmet bilgisayar, tablet, telefon başında ömür geçirirken onlara kara kaplı kitaplarla din anlatmaya çalışmak hem imkânsız hem de anlamsız görünmektedir.
Bu nedenle neredeyse bütün bir insanlık “elektronik dünya (digital/virtual world)” denilen ilişki ve algının içerisinde iken, her zaman ve mekânın kuşatıcısı İslam’ın ilim adamlarının bu dünyada yaşayan insanoğlunun başıboş olmadığını beyan etmesi ve bu beyanını da akıl, mantık ve ilim çerçevesinde delillendirmesi gerekmektedir. Araştırmamız işte bu düşüncenin ürünüdür.
32,00 21,00 t
Üniversite yıllarında başlayan İslam’ı öğrenme çabalarım bir müddet dergiler, az sayıdaki İslami konu ve kavramları inceleyen kitaplar, ilmihal veya fetva kitapları çevresinde cereyan ediyordu. Okumalarım 1980’li yılların başlarında ise usul, fıkıh, tefsir, hadis, siyer kitaplarına doğru evrildi. Bu okumalar giderek ufkumu açsa da ruhumu doyurmuyor ve tatmin etmiyordu. Ancak sonradan anlıyordum ki bütün kitaplar bir tek kitabı anlamak için okunurmuş ve okuya okuya o kaynağa varılırmış. O kaynak ise vahiyden başkası değilmiş. Önce sözlü vahiy sonra yaratılmış vahiy yani kâinat kitabı. Artık ne okusam ne yazsam merkezde hep o kitap var ve baktığım tüm pencerelerden onun yansımasını görüyor ve değerlendirmeleri hep ona göre yapmaya çalışıyorum. Her şeyi doğru anlayıp anlatıyorum iddiasında değilim. Ama tüm çabam ve yaşama amacım onu anlamak ona uygun bir hayat yaşamak ve onu anlatabilmek uğraşına yöneliktir. Yaptıklarım, yazdıklarım hep o kitaptan anladığım kadardır. Bu kitapta yazdıklarım bazen ideallerim, bazen yaşam tarzımdır. İnanmadığım ve yolunda çaba sarf etmediğim hiçbir hususta söz söylememeye yazı kaleme almamaya çalıştım. Diliyor ve umuyorum ki Rabbim anlayışım ve yaşamımdaki eksikleri samimiyetime bağışlar. Çünkü O Rahmandır ve Rahimdir.
30,00 20,00 t
Endülüs’ün ilk mütefekkiri, ilk İslam filozofu ve sufisi hiç şüphesiz İbn Meserre’dir. İbn Meserre, doğu ziyaretlerinin dışında, hayatının önemli bir bölümünü kendi öğrencileriyle birlikte, Kurtuba Sierra’da ki zaviyesinde geçirmiştir. Bu zaviyede Endülüs’ün tasavvuf ve zühd hayatının ilk örnekleri yaşanmış olsa da, İbn Meserre’nin asıl amacı, İslâm Felesefesinin temel meselelerinden din-felsefe veya akıl-vahiy arasında ki uzlaşmayı temellendirmek olmuştur. İbn Meserre kendi düşüncelerini, Meşşai filozofların sistemlerine benzer bir şekilde, Platoncu, Aristocu ve Yeni-Platoncu felsefelerden de faydalanarak, onların fizik ve metafizik argümanları üzerinde, Kur’anî kavramlarla mezcederek temellendirmiştir.
Şöhreti batıdan başlayıp doğuya kadar uzanan İbn Meserre’nin mistik felsefesinin Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan düşünürleri etkilediği inkâr edilemez. İbn Meserre’nin düşüncelerinden etkilenen şahsiyetler arasında İbn Berrecan, İbn hazm, İbn Arif, İbn Kasî, İbn Rüşd, İbn Arabî, İbn Tufeyl gibi Müslüman düşünürler ile Mûsâ ibn Ezra, Yûsuf İbn Sıddik el-Kurtubî, İsmâ’il İbn Tibbon, İbn Gabirol, Wulf, Gundisalvi, Duns Scotus, Roger Bacon, Raymond Lull gibi Yahudi ve Hıristiyan düşünürler yer almaktadır. Felsefî sistemi, kompleks bir geleneğin toplamı gibi gözükse de sadece basit, eklektik bir düşünür olmaktan uzak olarak İbn Meserre, bütün sistemlerdeki felsefî unsurları orijinal, aynı zamanda birtakım yeni unsurlarla birleştirmektedir. İbn Meserre’nin ilham aldığı bu yeni unsurların kaynağı, İslam dininin yegâne kaynağı Kur’an’dır. İşte bu nedenle, bütün felsefi sistemlerden yararlanması, düşünceleri bir araya getirmesinden ve birçok düşüncenin ilk mimarı olmasından dolayı İbn Meserre, sistemlerin filozofu ve ilklerin filozofu olarak İslam düşünce tarihinde ki yerini almıştır.
30,00 20,00 t
24,00 16,00 t
32,00 21,00 t
Müminlerin Kur’an’la kuracağı sağlıklı ilişki, onu okumayı, dosdoğru anlamayı, inanmayı, tavır ve davranışa dönüştürmeyi, irfanıyla ahlaklanma-yı, kurumlaşmayı, kadrolaşmayı, gelişen iletişim tekniklerinden faydalanmayı ve aydınlık Kur’an düşüncesini insanlığa ulaştırmak için mücadele etmeyi gerektirir. Mümin için ilim öğrenmek farz ise bunun başında Kur’an’ı öğrenmek gelir. Bu da Kur’an’ı okumayı gerektirir ki Allah ile konuşmak kadar şerefli bir eylemdir. Onun için Kur’an, ibadet ve aşk bilinciyle sürekli okunmalıdır. Kur’an okumak sünnet, dinlemek farz şeklindeki ezberlenmiş önerme buna engel bir safsatadan ibarettir ve bundan hızla uzaklaşmamız gerekir. Kur’an’ı anlayarak okumak ve de dosdoğru anlamak gerekir. Çünkü bir kitabı okumaktan maksat anlamaktır. İnsan anlamadığı bir metni okumuş ve öğrenmiş sayılmaz. Öğrenmediği bir kitabı ne imana dönüştürebilir, ne ahlaka, ne de davranışa.
100,00 65,00 t
40,00 26,00 t
Müminlerin Kur’an’la kuracağı sağlıklı ilişki, onu okumayı, dosdoğru anlamayı, inanmayı, tavır ve davranışa dönüştürmeyi, irfanıyla ahlaklanma-yı, kurumlaşmayı, kadrolaşmayı, gelişen iletişim tekniklerinden faydalanmayı ve aydınlık Kur’an düşüncesini insanlığa ulaştırmak için mücadele etmeyi gerektirir. Mümin için ilim öğrenmek farz ise bunun başında Kur’an’ı öğrenmek gelir. Bu da Kur’an’ı okumayı gerektirir ki Allah ile konuşmak kadar şerefli bir eylemdir. Onun için Kur’an, ibadet ve aşk bilinciyle sürekli okunmalıdır. Kur’an okumak sünnet, dinlemek farz şeklindeki ezberlenmiş önerme buna engel bir safsatadan ibarettir ve bundan hızla uzaklaşmamız gerekir. Kur’an’ı anlayarak okumak ve de dosdoğru anlamak gerekir. Çünkü bir kitabı okumaktan maksat anlamaktır. İnsan anlamadığı bir metni okumuş ve öğrenmiş sayılmaz. Öğrenmediği bir kitabı ne imana dönüştürebilir, ne ahlaka, ne de davranışa.
40,00 26,00 t
Müminlerin Kur’an’la kuracağı sağlıklı ilişki, onu okumayı, dosdoğru anlamayı, inanmayı, tavır ve davranışa dönüştürmeyi, irfanıyla ahlaklanma-yı, kurumlaşmayı, kadrolaşmayı, gelişen iletişim tekniklerinden faydalanmayı ve aydınlık Kur’an düşüncesini insanlığa ulaştırmak için mücadele etmeyi gerektirir. Mümin için ilim öğrenmek farz ise bunun başında Kur’an’ı öğrenmek gelir. Bu da Kur’an’ı okumayı gerektirir ki Allah ile konuşmak kadar şerefli bir eylemdir. Onun için Kur’an, ibadet ve aşk bilinciyle sürekli okunmalıdır. Kur’an okumak sünnet, dinlemek farz şeklindeki ezberlenmiş önerme buna engel bir safsatadan ibarettir ve bundan hızla uzaklaşmamız gerekir. Kur’an’ı anlayarak okumak ve de dosdoğru anlamak gerekir. Çünkü bir kitabı okumaktan maksat anlamaktır. İnsan anlamadığı bir metni okumuş ve öğrenmiş sayılmaz. Öğrenmediği bir kitabı ne imana dönüştürebilir, ne ahlaka, ne de davranışa.
80,00 52,00 t
Müminlerin Kur’an’la kuracağı sağlıklı ilişki, onu okumayı, dosdoğru anlamayı, inanmayı, tavır ve davranışa dönüştürmeyi, irfanıyla ahlaklanma-yı, kurumlaşmayı, kadrolaşmayı, gelişen iletişim tekniklerinden faydalanmayı ve aydınlık Kur’an düşüncesini insanlığa ulaştırmak için mücadele etmeyi gerektirir. Mümin için ilim öğrenmek farz ise bunun başında Kur’an’ı öğrenmek gelir. Bu da Kur’an’ı okumayı gerektirir ki Allah ile konuşmak kadar şerefli bir eylemdir. Onun için Kur’an, ibadet ve aşk bilinciyle sürekli okunmalıdır. Kur’an okumak sünnet, dinlemek farz şeklindeki ezberlenmiş önerme buna engel bir safsatadan ibarettir ve bundan hızla uzaklaşmamız gerekir. Kur’an’ı anlayarak okumak ve de dosdoğru anlamak gerekir. Çünkü bir kitabı okumaktan maksat anlamaktır. İnsan anlamadığı bir metni okumuş ve öğrenmiş sayılmaz. Öğrenmediği bir kitabı ne imana dönüştürebilir, ne ahlaka, ne de davranışa.
28,00 19,00 t
15,00 t
40,00 26,00 t
26,00 18,00 t
12,00 t
15,00 10,00 t
32,00 21,00 t
24,00 16,00 t
25,00 t
20,00 t
20,00 13,00 t
Bir Kültür Gerillası ALİ ŞERİATİ
-Hayatı, Mücadelesi ve Eserleri-
22,00 15,00 t
Siyasi Düşüncenin Oluşumunda Hadislerin Rolü
24,00 t
Osmanlı Kıbrısı’nda Müslim-Gayrimüslim İlişkileri





























































































































