- 1
- 2
32,00 21,00 t
Türkiye, son yüzyılda siyasî, toplumsal, dinî, kültürel ve kurumsal açıdan geniş ölçekli yatay ve dikey değişimler yaşamaktadır. Bu değişim sürecinde en çok tartışılan sorunlar din, dinî değerler ve dinî kurumlardır. Din ve dinî kurumlar, Cumhuriyet döneminde, siyasi kutuplaşmaların, siyasî ve hukukî değişim ve dönüşümlerin hep odağında olmuştur. Ulus devletin kurucu kadrosu, Diyanet’e İslam’ın inanç ve ibadetleri konusunda halkı aydınlatmak ve din hizmeti vermek, ibadethaneleri kontrol etmek; İlahiyat’a ise “yüksek diniyat mütehassısları yetiştirmek”, devrimleri desteklemek; hurafeler ve “gerici” akımlarla mücadele etmek gibi bir görev biçmiştir. Seçimlerle işbaşına gelen iktidarlar ve darbe ile yönetime el koyan ihtilalciler, dini ve dindarları bu kurumlar yoluyla kontrol etmeye veya yönlendirmeye çalışmışlardır.
Cumhuriyetin politikasının, zamanla Pozitivist anlayışa kayması, laikliğin din aleyhtarlığı olarak algılanması ve uygulanması, karşısında kayıt dışı bir din anlayışını yaratmıştır. Dinî cemaatleşmeler, şeffaf ve açık olmaktan çıkararak siyasî yapılara veya ticari şirketlere dönüşmüştür. Dinî düşüncenin yenilenememesi ve dinî bilgi ihtiyacının Arap dünyasından yapılan çeviriler yoluyla giderilmeye çalışılması, katı laikçiler ile katı muhafazakarları karşı karşıya getirmiştir.
32,00 21,00 t
Üniversite yıllarında başlayan İslam’ı öğrenme çabalarım bir müddet dergiler, az sayıdaki İslami konu ve kavramları inceleyen kitaplar, ilmihal veya fetva kitapları çevresinde cereyan ediyordu. Okumalarım 1980’li yılların başlarında ise usul, fıkıh, tefsir, hadis, siyer kitaplarına doğru evrildi. Bu okumalar giderek ufkumu açsa da ruhumu doyurmuyor ve tatmin etmiyordu. Ancak sonradan anlıyordum ki bütün kitaplar bir tek kitabı anlamak için okunurmuş ve okuya okuya o kaynağa varılırmış. O kaynak ise vahiyden başkası değilmiş. Önce sözlü vahiy sonra yaratılmış vahiy yani kâinat kitabı. Artık ne okusam ne yazsam merkezde hep o kitap var ve baktığım tüm pencerelerden onun yansımasını görüyor ve değerlendirmeleri hep ona göre yapmaya çalışıyorum. Her şeyi doğru anlayıp anlatıyorum iddiasında değilim. Ama tüm çabam ve yaşama amacım onu anlamak ona uygun bir hayat yaşamak ve onu anlatabilmek uğraşına yöneliktir. Yaptıklarım, yazdıklarım hep o kitaptan anladığım kadardır. Bu kitapta yazdıklarım bazen ideallerim, bazen yaşam tarzımdır. İnanmadığım ve yolunda çaba sarf etmediğim hiçbir hususta söz söylememeye yazı kaleme almamaya çalıştım. Diliyor ve umuyorum ki Rabbim anlayışım ve yaşamımdaki eksikleri samimiyetime bağışlar. Çünkü O Rahmandır ve Rahimdir.
30,00 20,00 t
Devletler arası ilişkilerin eski çağlardan beri bir gelişme içinde olduğu gerçeği, diplomatik temsil konusunu uluslararası hukukun en eski konularından biri haline getirmiştir. Günümüzdeki anlam ve mahiyette olmasa da tarihî süreci ilkçağlara kadar giden diplomatik temsil, dönemin ihtiyaçları ve devletler hukukunun gelişimine paralel olarak zamanla örfî bir uygulama halini almış, sonraki dönemlerde de hukukî statü kazanmıştır. Diplomatik temsilcilerin, görevlerini gereği gibi yerine getirebilmeleri için de kendilerine özel bir statüden yararlanma imkânı tanınmıştır. Diplomatik temsilcilerin hukukî statüsü ile temsilcinin yabancı bir devlet ülkesinde görevli olarak bulunduğu sırada kendisine uygulanan hukukî statü kastedilmektedir. Oysaki temsilcinin, kendi ülkesinde bu hukukî statüden istifade etmesi söz konusu değildir.
İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren diplomatik ilişkilere önem verilmiş, sürekli elçilik müessesesi henüz oluşmadığı için elçiler, devletler arası diplomatik temsilin geçici olduğu o dönem teamülü gereği belirli görevleri icra etmek üzere gönderilmiştir. Günümüzde ki fevkalade elçiler ile sadece resmî bir görev için gidip gelen diplomatları andıran bu diplomatik temsil anlayışının, İslam’ın doğduğu ve hukukun tedvin edildiği dönemlerde ki yaygın örften ve dönemsel ihtiyaçtan kaynaklandığı söylenebilir. İslam devletinin, gayrimüslim ülkelerle ilişkilerini hızla geliştirdiği Emevîler döneminde daha karmaşık amaçlar için elçiler gönderilmeye başlanmasına rağmen daimî elçilik müessesine yönelme bu dönemde de mümkün olmamıştır. Abbasîler döneminde ise diplomasi anlayışı, elçilik görevinin tanzimi, üslûbu, faaliyet alanı bakımından oldukça gelişmiş, hatta bu gelişmeler Eyyûbîler ve Memlükler döneminde zirveye ulaşmıştır. Daimî statü kazanıncaya kadar elçiler, görevlerini emân kapsamı dâhilinde yürütmüşlerdir.
18,00 12,00 t
32,00 21,00 t
25,00 t
28,00 t
Hanefî İllet Teorisi, Sebep ve Şart Kavramlarıyla İlişkisi ve Hukuki Düzenlemelere Etkisi
24,00 t
Osmanlı Kıbrısı’nda Müslim-Gayrimüslim İlişkileri
24,00 15,00 t
Mehdilik Ve Nüzûl-İ İsa Tartışmaları -İslam’ın Klasik Çağında Eskatolojik Kurtarıcı İnancı-
26,00 t
Muaviye Ve Abbas Bağlamında Arap Milliyetçiliği
150,00 105,00 t
Hz Muhammed (3 Cilt)
1- İslam Daveti Mekke
2- Davvetten Devlete Medine
3- Devletten Medeniyete
15,00 t
Müslüman toplumlarda dinî meseleler konuşulurken, tartışılırken hatta soru cevaba konu olurken kulaklarımızın çok aşina olduğu ve sıklıkla duyduğumuz kelimelerden biridir ihtiyat. Allah (c.c.)’a ve âhiret gününe inanan Müslüman insanlar için dinî yaşantıda hassasiyet göstermek olması gereken bir durumdur. Bu hassasiyet çoğu kere dinî hükümler konusunda kesin bilgi bulunmayan durumlar ya da meselelerde daha da belirginleşir. Bunun en önemli nedeni Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hadisinde buyurduğu “açıkça belli olan helaller ile açıkça belli olan haramlar” dışında bulunan kimi şüpheli (belirsiz) durumların varlığıdır.
15,00 t
Bu eserin temel özelliği, yöntem açısından bugünkü bilimsel yaklaşımlara benzer bir yaklaşım sergilemesi; bireysel gelişim ve erdemlilik, eğitim-öğretim, sosyo-ekonomik, politik ve kültürel yapıyla ilgili bir çoğu günümüz toplumları için de geçerli olabilecek bir fikrî muhteva ve ifade gücüne sahip olmasıdır.
15,00 t
Konjonktürel şartlar ve toplumsal eğilimlerin bir neticesi olarak İslamcıların dine ve dini kaynaklara yaklaşımı genellikle siyasi, itikadi ve fıkhi öncelikli olmuştur. Bilhassa itikadi ve ameli hükümlerden sonra zikredilmesinden anlaşılacağı üzere ahlaki hükümlere ya hiç sıra gelmemiş ya da en son gelmiştir.
Düşünce ve ilkelerine bağlılık, hareketlerindeki tutarlılık konusunda bazı tavır ve yaklaşımları tartışılsa da, inanç ve düşünceleri uğruna, dönemin Katolik geleneğine karşı çıkıp yaşamını riske eden ender şahsiyetlerden birisidir Martin Luther
15,00 t
Bu çalışma ile biz kıraat farklılıklarının Kur’ân âyetlerinin tefsîrine etkisini ortaya koymaya çalışacağız. Ayrıca ahkâma taalluk eden âyetlerde karşılaşılan farklı kıraatların etkisinin ne oranda olduğunu ve bunların doğurduğu sonuçların neler olduğunu örnekleriyle açıklayacağız. Tüm bu farklılıklar, acaba, âyetler üzerinde haramı helal kılacak kadar ciddî mânâda bir anlam değişimine neden oluyor mu?
15,00 t
Başlangıçta adı "Tevhid İlmi" olan İslam kelamının başlıca meselelerinin incelendiği bu kitap, 19.yy. İslami uyanışının bir ürünüdür. Bilgi kaynakları, Allah’ın sıfatları ve nübüvvet konusunda tatmin edici bilgi ve düşünce birikimine ihtiyaç hissediyorsanız bu kitapta fazlasıyla bulacaksınız.
10,00 t
Bu eserde Hz. Peygamber’e (s.a.v.) bi’setin ilk yılında nazil olan Kur’an’ın toplam onaltı nüzûl grubu tefsir edilmeye çalışılıyor.
20,00 t
Şüphesiz bazı tefsirlerde ve sayısız Kur’an tarihi kitaplarında sûrelerin nûzul sırası ve ayetlerin konumlarına ilişkin bir takım rivayetler ve düzenlemeler yer almaktadır.
10,00 t
Kur’an’ın mesajını meallerden anlamak zor, tefsir kitaplarından anlamak ise daha da zor. Şimdiye kadar yapılan tefsirler genelde tek tek ayet yorumlarından oluşmakta, üstelik bu eserlerde ancak mütehassısların anlayabilecekleri bir dil kullanılmaktadır.
10,00 t
Modern Mısır’daki Kur’an anlayışlarını konu edinen kitabı okuduğunuzda ülkemizde de benzer yaklaşımların mevcut olduğunu göreceksiniz. Son yıllarda yoğunlaşan Kur’an’ı anlama metodolojileri hakkında üç bakış açısını değerlendirme imkanı bulacaksınız.
15,00 t
Kur’an, tüm insanlığa gönderilen evrensel mesajın adıdır. İnanan bir insan için, Kur’an’ı doğru bir şekilde anlama çabasından, ihtiyaç ve sorunları doğrultusunda ona tekrar tekrar yönelme arzusundan daha tabiî ve elzem bir uğraşı alanı olamaz.
10,00 t
Elinizdeki bu çalışma Meryem sûresi üzerine yapılmış bir tefsir çalışmasıdır. Eserde klasik ve modern yaklaşımlar ve kaynaklar ışığında sûre bir bütün olarak ele alınarak yorumlanmaya, dil ve üslup incelemesi yapılarak sûredeki pasajlar arasındaki bütünlük yakalanmaya çalışılmaktadır.
15,00 t
Tarihte dönemlere damgasını vuran insanlardan söz edilir. Bunlar, kendi çağlarını etkiledikleri kadar sonraki zamanlarda da etkili olmuşlardır. Hatta sonrasında etkileri çok daha fazla olmuştur. İslam düşünce tarihinde felsefe alanında en çok sözü edilen bir kaç isimden birisi, hiç şüphesiz İbn Rüşd’tür. O, Batı İslam Dünyası Endülüs’ü düşünce anlamında şekillendiren önemli bir mihenk taşıdır.
- 1
- 2



































































































