- 1
- 2
15,00 10,00 t
Toplumları ayakta tutan en önemli unsurlardan biri de ahlâkın temel paradigmaları arasında yer alan değerlerdir. Değerlerine sahip çıkmayan ve onları yeni nesillere ulaştırmayan toplumların büyük sosyal çalkantılar yaşadıkları görülür. Toplum bilimleri yönüyle de değerler, toplumu birliktelik içerisinde tutan çimento gibidir.
Fertlerin ve toplumların hafızasında yer eden yapı taşları olarak değerler, toplumlar arasında doğabilecek toplumsal çatışma ve kargaşaları çözebilecek bir etkiye sahiptir. Bireylerin hayatında belirli bir davranış aktivitesine sahip olan değerler, toplumun oluşumu ve devamında bütünlük ve tutarlılık sergilerler.
Bütün mahlûkatı seven, hele insanı eşref-i mahlûkat olarak gören bir anlayışla hayatını sürdüren ve etrafındaki insanlarla ilişkilerini hoşgörü ve sevgi bağlamında hikmetle ve erdemle sürdüren insanımızın değerleri, gelecek nesillere yol gösterici olarak okyanusun ortasındaki fenerler gibi yön verecektir. Bu değerlerin gelecek nesillere eğip bükülmeden ulaştırılması en önemli sorumluluklarımızdan biridir.
20,00 13,00 t
Bu kitap insanın dünyada ürettiği emek ve ortaya koyduğu erdemin veya yaptığı hoyratlığın bedelin ve karşılığını Kur’an âyetleri ışığında incelemektedir. bir bakıma bu kitap, ahireti kazanmak için fırsat kazandıran yaşamlarını yararlı işlerde harcayanların Allah yanında sahip olacakları değer ve elde edecekleri sonucu göstermeyi amaçlamaktadır.
40,00 26,00 t
Ahlâk-ı Alâî, klasik ahlâk kitaplarında takip edilen sıraya uygun olarak üç ana bölümden oluşur. Bunlar; ahlâk eğitimini inceleyen “Ahlâk İlmi”, ev idaresinden bahseden “İlm-i Tedbîrü’l-Menzil” ve devlet yönetimi ve siyaset felsefesiyle ilgili olan “İlm-i Tedbîrü’l-Medine” bölümleridir. Sonuç konumundaki “Hatime” bölümünde Eflatun, Aristoteles, Gucduvânî ve Mevlana Celaleddin’in vasiyetleri yer almaktadır. Bu eser, andığımız diğer üç örneğin muhteva ve özünü taşımasının yanında, edebî letafeti, hikâye ve örneklerle öğrenimi kolaylaştırması, yazarının nefis hastalıklarının tedavisini Gazzâlî’nin İhyâ’sından aldığı malzemeyi yeniden harmanlayarak işlemesi ve sevgi bahsini Molla Câmî’den yaptığı iktibaslar yanında kendi özgün donanımıyla yeniden inşa etmesiyle ahlâk düşüncesine özel katkıda bulunmuştur. Kınalızâde, eserinde yer yer Tûsî’nin görüşlerine itiraz etmiş ve özgün açıklamalar yapmıştır. İçki içme adabına eserinde yer vermemesi, kız çocuklarının okutulmasını savunması ve tasavvufta bir eğitim yöntemi olarak zühdü kabul etmesi bunlar arasında sayılabilir. Ahlâk-ı Alâî’nin literatüre katkısını daha çok siyaset felsefesi konusunda görmekteyiz. Siyasetçi-asker ilişkisi ve yöneticilerin sahip olmaları gereken niteliklere dair örneklendirilmiş düşünce ve önerileri günümüz siyaset bilim ve felsefesine de ışık tutar niteliktedir.
22,00 15,00 t
Âdem’den Muhammed’e Allah’ın bütün elçilerine selâm olsun!
Uzun yıllar önce bir arkadaşımın hediye ettiği Seyyid Kutub ile Abdülhamid Cude es-Sahhar’ın Kur’an Işığında Dinî Hikâyeler kitabıyla başlayan Kur’an kıssalarıyla tanışıklığım işin aslını arama düşüncesiyle ’’Kur’an’da bu nasıl anlatılmış?’a dönüştü. Birkaç defa bu işe niyetlendiysem de önceleri kendimde cesaret bulamadım. Hz. Âdem üzerinde yaptığım birçok çalışmadan sonra bu işin nasıl olması gerektiğine karar vererek çalışmaya devam ettim. Kur’an’la meşgul olunca da önümüze yeni ufuklar açıldı. Hz. Âdem’den Hz. İsa’ya kadar olan Allah’ın elçilerinin anlatıldığı Elçiler ve Kıssalar, Kur’an’ın farklı surelerinde geçen kıssaların, birbirini açıklayan ve tamamlayan anlam kümelerinin taranması, ayrışması ve birleştirilmesiyle ortaya çıktı.
Uydurmalardan ayrılmış bilgilerle Allah’ın elçilerinin hikâyesi, umarız, zihnimizde yeni ufuklar açar, insanların Kur’an’ı doğru olarak anlamasına katkıda bulunur.
26,00 17,00 t
Günümüz dünyası bir taraftan baş döndürücü teknolojik ve bilimsel gelişmeler sergilerken, diğer taraftan insanî değerlerde, ahlakta korkunç bir kaos yaşanmaktadır. Akıl, gazap ve şehvet kuvvelerine yaratılış bakımından sınır koymayan insanoğlu bu duygularını düzenleyici ilahî prensiplerden yoksun olmasından dolayı ifrat ve tefrit arasında bocalayarak kendisine, çevreye, topluma ve tüm insanlığa zarar verecek eylemler yapmaktadır. İnsanın aç gözlülüğü ve hırsı geçtiğimiz bir asır içinde dünyayı bir çok defa kana bulamış, sevginin değil, nefret ve düşmanlığın acı meyvelerini ortaya çıkarmıştır. Sevgisini Allah’tan ve ve onun en güzel şekilde yarattığı insandan uzaklaştırıp materyalizmin etkisinde kalarak teknolojinin cansız nesnelerine yöneltmiştir. Çağımızda sonsuz bir potansiyele sahip insan sevgisinin yanlış yönlere kanalize edildiği görülmektedir. İslam dininin mensupları arasında dahi sevgi tam anlamıyla anlaşılabilmiş değildir.
İşte “Kur’an’ın Önerdiği İdeal İnsan Modelinin Oluşmasında Sevginin Rolü” isimli bu çalışma, insanlığın bu sorununa akademik anlamda bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Özellikle insanlık Kur’an’ın sunduğu ideal insan modeline ihtiyaç duymaktadır. Bu modelin ortaya çıkması için de tevhid inancı merkezli Allah, insan ve çevre sevgisinin iyi anlaşılmasına ihtiyaç vardır.
30,00 20,00 t
Bir kefesinde samimiyet ve bir kefesinde disiplin taşıdığımız çalışma ölçüsü, yaptığımız işlerin iyi yönde anlatılmasını, güzel ifadelerle konuşulmasını sağlarken, belki de hayatımızdaki dönüm noktalarından biriyle buluşturur bizi.
Ezber bozan insanların, yaşadıkları sokaktan mahalleye, şehirden ülkeye ve en nihayetinde haritada yerleri gösterilemeyen coğrafyalara değer katma arzusu ve insanlığa karşı sorumluluk bilinci size de sirayet ettiğinde, bunun, sizin için neden bir dönüm noktası olduğunu anlarsınız bir anda. Ve ezberiniz bozulur sizin de.
Bu kitapta; Gerede’nin bir köyünde, sadece okulda gördüğü bir atlasta dünya ülkelerine gitmeyi hayal eden bir çocuğun, sonrasında hayallerini değil gerçeği gerçekleştirdiğini, toplumda yardımlaşma ruhunun oluşmasına ve gelişmesine öncü olma isteğini bulacaksınız.
60,00 39,00 t
Ahlak olmadan, insanların yöntemi için kanunların kifayetsizliği nasıl bir gerçekse, güzel ahlâkın bir nevi hayata intikali mesabesinde olan âdâb-ı muâşeret olmadan da ahlâkın, bir nazariye olmaktan öteye geçmeyeceği de öyle bir gerçektir. Bu demektir ki, bireysel ve sosyal hayatta âdâb-ı muâşeret olmadan ahlâkın, ahlâk olmadan da kanunların fert için dünya ve ahiret saadetini temin edebileceğini söylemek pek mümkün gözükmemektedir.
Bir toplumda, adap ve erkâna riâyet edilmiyorsa, orada ahlâkın varlığından bahsedilemeyeceği gibi; âdâb-ı muâşeret ve ahlâka önem verilmeyen cemiyetlerde, insana, dolayısıyla hukuka saygıdan, nizam ve intizamdan bahsetmek de mümkün olmaz.
Bu sebeple Âdâb-ı Muâşeret; insana, cemiyet içerisinde saygın bir birey olarak yaşayabilmek için lazım olan nezâket kurallarını öğreten, insanî ilişkilerde uyulacak ölçülü ve nazik davranışların şeklini ortaya koyan, şahsı toplum içerisinde erdemli ve hürmete lâyık kılan söz, iş ve davranış biçimlerini kapsayan önemli bir disiplindir.
30,00 20,00 t
24,00 16,00 t
28,00 19,00 t
20,00 13,00 t
26,00 18,00 t
25,00 17,00 t
28,00 t
Hanefî İllet Teorisi, Sebep ve Şart Kavramlarıyla İlişkisi ve Hukuki Düzenlemelere Etkisi
24,00 t
Osmanlı Kıbrısı’nda Müslim-Gayrimüslim İlişkileri
30,00 20,00 t
Hz. Muhammed Zamanında Medine’de Gündelik Hayat -Mekânın Üretimi-
15,00 t
Müslüman toplumlarda dinî meseleler konuşulurken, tartışılırken hatta soru cevaba konu olurken kulaklarımızın çok aşina olduğu ve sıklıkla duyduğumuz kelimelerden biridir ihtiyat. Allah (c.c.)’a ve âhiret gününe inanan Müslüman insanlar için dinî yaşantıda hassasiyet göstermek olması gereken bir durumdur. Bu hassasiyet çoğu kere dinî hükümler konusunda kesin bilgi bulunmayan durumlar ya da meselelerde daha da belirginleşir. Bunun en önemli nedeni Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hadisinde buyurduğu “açıkça belli olan helaller ile açıkça belli olan haramlar” dışında bulunan kimi şüpheli (belirsiz) durumların varlığıdır.
15,00 t
Bu eserin temel özelliği, yöntem açısından bugünkü bilimsel yaklaşımlara benzer bir yaklaşım sergilemesi; bireysel gelişim ve erdemlilik, eğitim-öğretim, sosyo-ekonomik, politik ve kültürel yapıyla ilgili bir çoğu günümüz toplumları için de geçerli olabilecek bir fikrî muhteva ve ifade gücüne sahip olmasıdır.
15,00 t
Çağımızın, bizi bütün yanlardan istila etmiş bulunan haz, tüketim, kendine ve evrene yabancılaşma, varoluş sıcaklığı ve yakıcılığının farkında olamama; global bir kimlik anaforu ve inşası içinde özgün kimlik yitimlerine uğrama ve yokoluş... gibi kasırgaları içinde, fert ve toplum olarak kesintisiz bir diriliş ve diriltiş (ihyâ) makamında olduğumuz gayet açıktır.
- 1
- 2














































































































