25,00 t
Süfyan es-Sevrî, mezheplerin teşekkül etmeye başladığı hicrî II. Asırda iz bırakan, mezhep sahibi fıkıh alimlerinden birisidir. Sevrî’nin kendi adıyla anılan bu fıkhî mezhep hicri VII. Asra kadar varlığını devam ettirmiş ve zamanla çeşitli siyasî, sosyal vb. Sebeplerle etkisini yitirmiştir. Bişr el-Hafî, Hamdun el-Kessâr en-Neysâbûrî, Cüneyd el-Bağdâdî gibi önemli mutasavvıfların ve Dînever şehrinden bir grubun onun mezhebine tâbi olduğu söylenir. Süfyan es-Sevrî’nin, rivayet ettiği hadisler gibi fıkhî görüşleri de kısa zamanda bütün İslam dünyasına yayılmış ve onun adıyla anılan mezhep yaklaşık beş asır boyunca meşhur fıkıh mezheplerinden biri halinde varlığını sürdürmüştür. Sevrî mezhebi hicrî V. Yüzyıla kadar Bağdat ve çevresiyle Şam’da, hicrî VII. Yüzyıl sonlarında kadar Dinever, Kazvin, Cürcan, İsfahan ve Horosan bölgesinde özellikle Dinever ve çevresinde etkili olmuştur. Bu çerçevede Süfyan es-Sevrî’nin mezhebini benimseyenleri tanımlamak üzere “Sevrî” ya da “Süfyânî” nisbeleri yaygın bir biçimde kullanılmıştır...
26,00 17,00 t
Vahiy sürecindeki Hz. Peygamber karşıtlığının mahiyeti ile günümüzde özellikle Batı basını tarafından sürekli gündemde tutulan Hz. Peygamber’e yapılan hakaretlerin ortak noktalarına dikkat çekilerek, bu konuda sağlıklı bir bilinç oluşturulması hedeflenmektedir. Şayet bir sorunun mahiyeti tam anlamı ile bilinemez ise çare üretilmesi noktasında da başarı elde edilmesi söz konusu değildir.
18,00 12,00 t
Genelde Batıya ait bir kavram olarak kabul edilen estetik, güzel ve güzellik üzerine düşünme etkinliğidir. Gerek Kur’an-ı Kerim ve gerekse hadisler, bu kavrama oldukça zengin atıflarda bulunmaktadır. Çalışmamızın konusu olan Hz. Peygamber’in güzellik anlayışının kökleri, Yüce Allah’ın güzelliğin yegâne kaynağı olması ve güzelliği sevmesi yanında O’nun (c.c.) her şeyde güzelliği gerekli görmesi oluşturmaktadır. Bu bakımdan Hz. Peygamber, söz ve uygulamalarıyla, aralarında yetiştiği insanları; dillerinden giyimlerine, davranış biçimlerinden yaptıkları işlere ve yaşadıkları mekânlara, sosyal hayatlarından eşya kullanımlarına, ibadetlerinden dualarına kadar hayatın her alanında takdire şayan bir güzellik anlayışıyla tanıştırmıştır. Kuşkusuz Nebevî öğretideki bu güzellik anlayışı, günümüz insanının estetik yoksunluğunu formatlayabilecek bir zenginliktedir.
Bu alanda, bugüne kadar yazılmış derli toplu ilk çalışma özelliği taşıyan elinizdeki bu eser, Hz. Peygamber’in güzellik anlayışını günümüz insanına ulaştırma ve anlatma iddiasındadır.
40,00 26,00 t
Ahlâk-ı Alâî, klasik ahlâk kitaplarında takip edilen sıraya uygun olarak üç ana bölümden oluşur. Bunlar; ahlâk eğitimini inceleyen “Ahlâk İlmi”, ev idaresinden bahseden “İlm-i Tedbîrü’l-Menzil” ve devlet yönetimi ve siyaset felsefesiyle ilgili olan “İlm-i Tedbîrü’l-Medine” bölümleridir. Sonuç konumundaki “Hatime” bölümünde Eflatun, Aristoteles, Gucduvânî ve Mevlana Celaleddin’in vasiyetleri yer almaktadır. Bu eser, andığımız diğer üç örneğin muhteva ve özünü taşımasının yanında, edebî letafeti, hikâye ve örneklerle öğrenimi kolaylaştırması, yazarının nefis hastalıklarının tedavisini Gazzâlî’nin İhyâ’sından aldığı malzemeyi yeniden harmanlayarak işlemesi ve sevgi bahsini Molla Câmî’den yaptığı iktibaslar yanında kendi özgün donanımıyla yeniden inşa etmesiyle ahlâk düşüncesine özel katkıda bulunmuştur. Kınalızâde, eserinde yer yer Tûsî’nin görüşlerine itiraz etmiş ve özgün açıklamalar yapmıştır. İçki içme adabına eserinde yer vermemesi, kız çocuklarının okutulmasını savunması ve tasavvufta bir eğitim yöntemi olarak zühdü kabul etmesi bunlar arasında sayılabilir. Ahlâk-ı Alâî’nin literatüre katkısını daha çok siyaset felsefesi konusunda görmekteyiz. Siyasetçi-asker ilişkisi ve yöneticilerin sahip olmaları gereken niteliklere dair örneklendirilmiş düşünce ve önerileri günümüz siyaset bilim ve felsefesine de ışık tutar niteliktedir.
12,00 8,00 t
Elinizdeki bu eser Hz. Muhammed’in vefatı sırasında başlayıp günümüze kadar devam edegelen Şiî-Sünnî ayırımının dinî ve siyasî nedenleri üzerinde yapılmış objektif bir çalışma olarak Gadir-î Hum Mezhepler Tarihi’nin tartışmalı bir konusunu akademik disiplinle yeniden gündeme getirerek aydınlatıcı bir işlev yüklenmektedir.
30,00 20,00 t
Yahudi ve Hristiyanlıkta Günlük İbadetler var mıdır? Kolaylık veya cem’ imkanı var mıdır? Nasıl? Neden?
Kur’an-ı Kerim’de farz namazların birleştirilmesi ile ilgili ayetler var mıdır?
Namazların birleştirilmesi ile ilgili hadislerin kaynaklık değeri nedir?
Hz. Peygamber (s.a.v.) namazları birleştirerek kılmış mıdır? Ne zaman? Neden?
Şia, namazları neden birleştirerek kılar?
Yolculuk, hastalık, meşguliyet gibi nedenlerden dolayı namazlar birleştirilerek kılınabilir mi?
Dünyada vakitlerin oluşmadığı bölgelerde namazlar birleştirilebilir mi?
Bu eser, bütün bu soruların ve benzer konuların cevaplarını bulmak amacıyla kaleme alınmıştır.
26,00 17,00 t
Günümüz dünyası bir taraftan baş döndürücü teknolojik ve bilimsel gelişmeler sergilerken, diğer taraftan insanî değerlerde, ahlakta korkunç bir kaos yaşanmaktadır. Akıl, gazap ve şehvet kuvvelerine yaratılış bakımından sınır koymayan insanoğlu bu duygularını düzenleyici ilahî prensiplerden yoksun olmasından dolayı ifrat ve tefrit arasında bocalayarak kendisine, çevreye, topluma ve tüm insanlığa zarar verecek eylemler yapmaktadır. İnsanın aç gözlülüğü ve hırsı geçtiğimiz bir asır içinde dünyayı bir çok defa kana bulamış, sevginin değil, nefret ve düşmanlığın acı meyvelerini ortaya çıkarmıştır. Sevgisini Allah’tan ve ve onun en güzel şekilde yarattığı insandan uzaklaştırıp materyalizmin etkisinde kalarak teknolojinin cansız nesnelerine yöneltmiştir. Çağımızda sonsuz bir potansiyele sahip insan sevgisinin yanlış yönlere kanalize edildiği görülmektedir. İslam dininin mensupları arasında dahi sevgi tam anlamıyla anlaşılabilmiş değildir.
İşte “Kur’an’ın Önerdiği İdeal İnsan Modelinin Oluşmasında Sevginin Rolü” isimli bu çalışma, insanlığın bu sorununa akademik anlamda bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Özellikle insanlık Kur’an’ın sunduğu ideal insan modeline ihtiyaç duymaktadır. Bu modelin ortaya çıkması için de tevhid inancı merkezli Allah, insan ve çevre sevgisinin iyi anlaşılmasına ihtiyaç vardır.
32,00 21,00 t
Üniversite yıllarında başlayan İslam’ı öğrenme çabalarım bir müddet dergiler, az sayıdaki İslami konu ve kavramları inceleyen kitaplar, ilmihal veya fetva kitapları çevresinde cereyan ediyordu. Okumalarım 1980’li yılların başlarında ise usul, fıkıh, tefsir, hadis, siyer kitaplarına doğru evrildi. Bu okumalar giderek ufkumu açsa da ruhumu doyurmuyor ve tatmin etmiyordu. Ancak sonradan anlıyordum ki bütün kitaplar bir tek kitabı anlamak için okunurmuş ve okuya okuya o kaynağa varılırmış. O kaynak ise vahiyden başkası değilmiş. Önce sözlü vahiy sonra yaratılmış vahiy yani kâinat kitabı. Artık ne okusam ne yazsam merkezde hep o kitap var ve baktığım tüm pencerelerden onun yansımasını görüyor ve değerlendirmeleri hep ona göre yapmaya çalışıyorum. Her şeyi doğru anlayıp anlatıyorum iddiasında değilim. Ama tüm çabam ve yaşama amacım onu anlamak ona uygun bir hayat yaşamak ve onu anlatabilmek uğraşına yöneliktir. Yaptıklarım, yazdıklarım hep o kitaptan anladığım kadardır. Bu kitapta yazdıklarım bazen ideallerim, bazen yaşam tarzımdır. İnanmadığım ve yolunda çaba sarf etmediğim hiçbir hususta söz söylememeye yazı kaleme almamaya çalıştım. Diliyor ve umuyorum ki Rabbim anlayışım ve yaşamımdaki eksikleri samimiyetime bağışlar. Çünkü O Rahmandır ve Rahimdir.
20,00 13,00 t
Temel hak ve hürriyetlerin ahlâkî ve hukukî gücü günümüz toplumlarında, gözlenebilen önemli bir gerçekliktir. Bu değerler, günümüzde, insanlık onurunu koruma hususunda bütün kültürlerde ortak talepler olarak görülür.
İslâm’ın ortaya koyduğu ve insanlara hasrettiği bu hak ve hürriyetler yıllardır kullanılırken, günümüz dünyasının milletlerarası yazılı belgelerle de korumaya çalıştığı hürriyetler konusundaki karnesinin durumu çok iç açıcı olmasa gerektir.
30,00 20,00 t
Devletler arası ilişkilerin eski çağlardan beri bir gelişme içinde olduğu gerçeği, diplomatik temsil konusunu uluslararası hukukun en eski konularından biri haline getirmiştir. Günümüzdeki anlam ve mahiyette olmasa da tarihî süreci ilkçağlara kadar giden diplomatik temsil, dönemin ihtiyaçları ve devletler hukukunun gelişimine paralel olarak zamanla örfî bir uygulama halini almış, sonraki dönemlerde de hukukî statü kazanmıştır. Diplomatik temsilcilerin, görevlerini gereği gibi yerine getirebilmeleri için de kendilerine özel bir statüden yararlanma imkânı tanınmıştır. Diplomatik temsilcilerin hukukî statüsü ile temsilcinin yabancı bir devlet ülkesinde görevli olarak bulunduğu sırada kendisine uygulanan hukukî statü kastedilmektedir. Oysaki temsilcinin, kendi ülkesinde bu hukukî statüden istifade etmesi söz konusu değildir.
İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren diplomatik ilişkilere önem verilmiş, sürekli elçilik müessesesi henüz oluşmadığı için elçiler, devletler arası diplomatik temsilin geçici olduğu o dönem teamülü gereği belirli görevleri icra etmek üzere gönderilmiştir. Günümüzde ki fevkalade elçiler ile sadece resmî bir görev için gidip gelen diplomatları andıran bu diplomatik temsil anlayışının, İslam’ın doğduğu ve hukukun tedvin edildiği dönemlerde ki yaygın örften ve dönemsel ihtiyaçtan kaynaklandığı söylenebilir. İslam devletinin, gayrimüslim ülkelerle ilişkilerini hızla geliştirdiği Emevîler döneminde daha karmaşık amaçlar için elçiler gönderilmeye başlanmasına rağmen daimî elçilik müessesine yönelme bu dönemde de mümkün olmamıştır. Abbasîler döneminde ise diplomasi anlayışı, elçilik görevinin tanzimi, üslûbu, faaliyet alanı bakımından oldukça gelişmiş, hatta bu gelişmeler Eyyûbîler ve Memlükler döneminde zirveye ulaşmıştır. Daimî statü kazanıncaya kadar elçiler, görevlerini emân kapsamı dâhilinde yürütmüşlerdir.
30,00 20,00 t
18,00 12,00 t
18,00 12,00 t
18,00 12,00 t
25,00 17,00 t
30,00 t
30,00 20,00 t
Hz. Muhammed Zamanında Medine’de Gündelik Hayat -Mekânın Üretimi-
150,00 105,00 t
Hz Muhammed (3 Cilt)
1- İslam Daveti Mekke
2- Davvetten Devlete Medine
3- Devletten Medeniyete
15,00 t
Müslüman toplumlarda dinî meseleler konuşulurken, tartışılırken hatta soru cevaba konu olurken kulaklarımızın çok aşina olduğu ve sıklıkla duyduğumuz kelimelerden biridir ihtiyat. Allah (c.c.)’a ve âhiret gününe inanan Müslüman insanlar için dinî yaşantıda hassasiyet göstermek olması gereken bir durumdur. Bu hassasiyet çoğu kere dinî hükümler konusunda kesin bilgi bulunmayan durumlar ya da meselelerde daha da belirginleşir. Bunun en önemli nedeni Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hadisinde buyurduğu “açıkça belli olan helaller ile açıkça belli olan haramlar” dışında bulunan kimi şüpheli (belirsiz) durumların varlığıdır.
15,00 t
Bu eserin temel özelliği, yöntem açısından bugünkü bilimsel yaklaşımlara benzer bir yaklaşım sergilemesi; bireysel gelişim ve erdemlilik, eğitim-öğretim, sosyo-ekonomik, politik ve kültürel yapıyla ilgili bir çoğu günümüz toplumları için de geçerli olabilecek bir fikrî muhteva ve ifade gücüne sahip olmasıdır.
10,00 t
Tüm müslüman bölgelerde islami bir uyanış yaşanmakta. Hatta bu evrensel anlamda bir harekete bile dönüşmektedir. Bu kitap islami hareketin dünü ve bugününü inceleyerek önündeki engelleri irdelemektedir.
Düşünce ve ilkelerine bağlılık, hareketlerindeki tutarlılık konusunda bazı tavır ve yaklaşımları tartışılsa da, inanç ve düşünceleri uğruna, dönemin Katolik geleneğine karşı çıkıp yaşamını riske eden ender şahsiyetlerden birisidir Martin Luther
10,00 t
Kur’an’ın mesajını meallerden anlamak zor, tefsir kitaplarından anlamak ise daha da zor. Şimdiye kadar yapılan tefsirler genelde tek tek ayet yorumlarından oluşmakta, üstelik bu eserlerde ancak mütehassısların anlayabilecekleri bir dil kullanılmaktadır.
8,00 t
Başta Hint-Pakistan bölgesi olmak üzere 19.yy pozitivizminin etkisi altında kalan müslümanlar, Kur’an’ı yeniden yorumlama çabalarına girdiler. Yapılan bu yeni yorumlar, geleneksel anlayıştan çok farklı olarak bir kırılma noktasını oluşturuyordu. Günümüz Türkiye’sinde tartışma konusu olan bir çok mevzunun köklerini bu kitapta bulacaksınız.



















































































































