25,00 t
Süfyan es-Sevrî, mezheplerin teşekkül etmeye başladığı hicrî II. Asırda iz bırakan, mezhep sahibi fıkıh alimlerinden birisidir. Sevrî’nin kendi adıyla anılan bu fıkhî mezhep hicri VII. Asra kadar varlığını devam ettirmiş ve zamanla çeşitli siyasî, sosyal vb. Sebeplerle etkisini yitirmiştir. Bişr el-Hafî, Hamdun el-Kessâr en-Neysâbûrî, Cüneyd el-Bağdâdî gibi önemli mutasavvıfların ve Dînever şehrinden bir grubun onun mezhebine tâbi olduğu söylenir. Süfyan es-Sevrî’nin, rivayet ettiği hadisler gibi fıkhî görüşleri de kısa zamanda bütün İslam dünyasına yayılmış ve onun adıyla anılan mezhep yaklaşık beş asır boyunca meşhur fıkıh mezheplerinden biri halinde varlığını sürdürmüştür. Sevrî mezhebi hicrî V. Yüzyıla kadar Bağdat ve çevresiyle Şam’da, hicrî VII. Yüzyıl sonlarında kadar Dinever, Kazvin, Cürcan, İsfahan ve Horosan bölgesinde özellikle Dinever ve çevresinde etkili olmuştur. Bu çerçevede Süfyan es-Sevrî’nin mezhebini benimseyenleri tanımlamak üzere “Sevrî” ya da “Süfyânî” nisbeleri yaygın bir biçimde kullanılmıştır...
26,00 17,00 t
Vahiy sürecindeki Hz. Peygamber karşıtlığının mahiyeti ile günümüzde özellikle Batı basını tarafından sürekli gündemde tutulan Hz. Peygamber’e yapılan hakaretlerin ortak noktalarına dikkat çekilerek, bu konuda sağlıklı bir bilinç oluşturulması hedeflenmektedir. Şayet bir sorunun mahiyeti tam anlamı ile bilinemez ise çare üretilmesi noktasında da başarı elde edilmesi söz konusu değildir.
10,00 7,00 t
Kur’ân-ı Kerîm’de ve onun açıklayıcısı konumunda olan hadislerde dünya hayatını övücü ifadelere rastlamak mümkün olduğu gibi, yerici ifadeleri de müşahede etmek mümkündür. Müslüman ferdin dünya ve ahirete nasıl bir perspektiften bakması gerektiği, yaşamını sürdürürken prensip edineceği ilkeler, hayatını nasıl tanzim etmesi gerektiği, dinin yaşama ne ölçüde etki etmesi gerektiği ve benzeri konulara açıklık getirebilmek amacıyla, bütüncül bir yaklaşımla Kur’ân-ın dünya hayatına bakışının ve dünya hayatının ahiretle münasebetinin ele alınıp incelenmesi ve belirli çıkarsamalarda bulunulması gerekmektedir.
30,00 20,00 t
Devletler, toplumları bir araya getiren siyasî düzenin üst kurumudur. Bu kurumun sevk ve idaresiyle ilgili her tür eylem ise siyasî yapıyı oluşturur. Bu yapının esasına aykırı olan veya işleyişini tehdit eden her tür fiil ise siyasî suçtur. Suç ve ceza dengesi göz önünde bulundurulduğunda, yakın tarihe kadar birçok siyasî rejim, bu suç faillerine diğer suçlara oranla daha ağır cezalar öngörmüşlerdir.
Savaş hukukunu dahi merhamet esası üzerine kuran İslâm hukuku, devleti yıkmaya yönelik olmadığı sürece, siyasî otorite aleyhine olan her tür fikri yapıyı daha ilk yıllarından itibaren düşünce zenginliği olarak değerlendirmiş, dünya üzerinde güçlünün haklı sayıldığı bu dönemlerde adî ve siyasî suç ayrımını yaparak siyasî suçlulara birtakım haklar bile tanımıştır.
İslâm tarihinde yaşanan siyasî dalgalanmalara rağmen, ilahi otoritenin devlet yönetiminde ortaya koyduğu esaslar, zulmü değil adaleti esas alan siyasî yönetimlere ideal aşılayan bir rehber görevi üstlenmiştir.
15,00 10,00 t
Toplumları ayakta tutan en önemli unsurlardan biri de ahlâkın temel paradigmaları arasında yer alan değerlerdir. Değerlerine sahip çıkmayan ve onları yeni nesillere ulaştırmayan toplumların büyük sosyal çalkantılar yaşadıkları görülür. Toplum bilimleri yönüyle de değerler, toplumu birliktelik içerisinde tutan çimento gibidir.
Fertlerin ve toplumların hafızasında yer eden yapı taşları olarak değerler, toplumlar arasında doğabilecek toplumsal çatışma ve kargaşaları çözebilecek bir etkiye sahiptir. Bireylerin hayatında belirli bir davranış aktivitesine sahip olan değerler, toplumun oluşumu ve devamında bütünlük ve tutarlılık sergilerler.
Bütün mahlûkatı seven, hele insanı eşref-i mahlûkat olarak gören bir anlayışla hayatını sürdüren ve etrafındaki insanlarla ilişkilerini hoşgörü ve sevgi bağlamında hikmetle ve erdemle sürdüren insanımızın değerleri, gelecek nesillere yol gösterici olarak okyanusun ortasındaki fenerler gibi yön verecektir. Bu değerlerin gelecek nesillere eğip bükülmeden ulaştırılması en önemli sorumluluklarımızdan biridir.
30,00 20,00 t
İslâm toplumunda yaşanan siyasi ve sosyal alandaki tartışmaların hallinde Kur’an’a yapılan amaçsal yaklaşımlar ve bu kutsal metnin kişisel çıkarlara, mezhep ve iktidar kavgalarına alet edilmesi ve bunu yapanların yine İslâm toplumunun kendi bünyesinden olması işin üzücü ve bir o kadar da düşündürücü yanıdır.
Bu eser, yukarıda bahsedilen Kur’an’a amaçsal yaklaşımlara dair Eş’ariyye ve Mu’tezile özelinde mezhebî aidiyetin tefsirdeki yansımalarını tespit etmeye çalışan bir incelemedir.
30,00 20,00 t
İslam dininin değişmez iki temel kaynağı olan Kur’an ve Sünnet’in anlaşılmasına ve yorumlanmasına yönelik İslam dünyasında zamanla farklı anlayış ve yönelişler ortaya çıkmıştır. İslami ilimlerin gelişim sürecinde nassları yorumlamada rivayet ve dirayet ekolleri şeklinde iki farklı yaklaşımın hem Sünnî hem de Şiî literatürde ortaya çıktığı bilinmektedir. Şiî dünyada hâkim mezhep haline gelen İmâmiyye ekolünde bu iki temel anlayış, ahbârî/rivayetçi ve usûlî/dirayetçi diye isimlendirilmiştir. Şia’nın siyasi anlamda İslam dünyasında etkin olduğu ve Şia’nın temel kaynaklarının yazıldığı hicri 4. asrın ikinci yarısı ile 5. asrın ilk yarısı, usûlî anlayışın güçlenmeye başladığı bir dönemdir. Usûlî geleneğin en güçlü temsilcilerinden biri olan Şerîf el-Murtazâ, eldeki Kur’an metninin otantik/sahih olduğunu ifade etmiş ve Şia’nın tahrifçi Kur’an tasavvurunu reddetmiştir. İşte elinizdeki bu eser; yaşadığı dönemde Şia’nın Kur’an anlayışında dönüşüm gerçekleştirerek katkı sunmuş Şiî bir âlim olan Murtazâ’nın Kur’an tasavvurunu ve yorum yöntemini ortaya koymaya çalışmaktadır. Böylelikle Şia’nın gerek Kur’an tasavvurunun gerekse tefsir anlayışının yekpare bir yapı arz etmediği ortaya çıkacaktır. Murtazâ’nın yorum yönteminin incelenmesi, aynı zamanda Şia’nın usûlî tefsir geleneğinin bir çeşit belirlenmesi anlamına da gelmektedir.
18,00 12,00 t
Genelde Batıya ait bir kavram olarak kabul edilen estetik, güzel ve güzellik üzerine düşünme etkinliğidir. Gerek Kur’an-ı Kerim ve gerekse hadisler, bu kavrama oldukça zengin atıflarda bulunmaktadır. Çalışmamızın konusu olan Hz. Peygamber’in güzellik anlayışının kökleri, Yüce Allah’ın güzelliğin yegâne kaynağı olması ve güzelliği sevmesi yanında O’nun (c.c.) her şeyde güzelliği gerekli görmesi oluşturmaktadır. Bu bakımdan Hz. Peygamber, söz ve uygulamalarıyla, aralarında yetiştiği insanları; dillerinden giyimlerine, davranış biçimlerinden yaptıkları işlere ve yaşadıkları mekânlara, sosyal hayatlarından eşya kullanımlarına, ibadetlerinden dualarına kadar hayatın her alanında takdire şayan bir güzellik anlayışıyla tanıştırmıştır. Kuşkusuz Nebevî öğretideki bu güzellik anlayışı, günümüz insanının estetik yoksunluğunu formatlayabilecek bir zenginliktedir.
Bu alanda, bugüne kadar yazılmış derli toplu ilk çalışma özelliği taşıyan elinizdeki bu eser, Hz. Peygamber’in güzellik anlayışını günümüz insanına ulaştırma ve anlatma iddiasındadır.
12,00 8,00 t
Hz. Peygamber’in neyi, niçin, ne zaman ve nasıl yaptığını ya da söylediğinin tespiti açısından; onun İslam’ı tebliğ ettiği dönemin dinî, siyasî, sosyal ve kültürel yapısını bilmek gerekir. Resûlullah’ın muhatabı olan dönemin kültürü, insanı ve insanî faaliyetleri bilinmeden, Hz. Muhammed’i doğru anlamak mümkün görünmemektedir.
Bu kitabın amacı Hz. Peygamber’i doğru tanıtmaktır.
20,00 13,00 t
Bu kitap insanın dünyada ürettiği emek ve ortaya koyduğu erdemin veya yaptığı hoyratlığın bedelin ve karşılığını Kur’an âyetleri ışığında incelemektedir. bir bakıma bu kitap, ahireti kazanmak için fırsat kazandıran yaşamlarını yararlı işlerde harcayanların Allah yanında sahip olacakları değer ve elde edecekleri sonucu göstermeyi amaçlamaktadır.
28,00 19,00 t
Konulu tefsir türünde olan bu çalışmamız, insanı psikolojik özellikleriyle incelemeyi amaç edinmiştir. Hiç şüphesiz Kur’an ve sünnetin en esaslı gayesi, insanın rûh derinliklerinde, Allah’a karşı yönelişine engel olan etmenleri tespit ederek, bunu kişinin basiretine sunup Allah’la olan münasebetinin yüksek şuurunu uyandırmaktadır. Bu, Kur’an ve Sünnetin en esaslı gâyesi ve önemli konuları arasındadır.
14,00 9,00 t
Bu kitapta; ’’Kelâmullah’’, ’’Allah’ın Beşer ile Konuşması’’, ’’Vahiy’’, ’’ Vahyin İmkânı’’, ’’İnzal’’, ’’Tenzil’’, ’’İhyâ’’, ’’İlkâ’’ gibi Kur’an’ın indirilmesinde esas olan anahtar kelimeler açıklanmaya çalışılmıştır. Kelâmullah’ı Peygamber’e inzal eden Cibril’in vahiydeki yeri tespit edilerek; Levh-i Mahf’uz’dan nakledilen kelâmın nisbesi, yani söz olarak Allah’a mı, Cibril’e mi yoksa Hz. Muhammed’e mi ait olduğu açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır.
12,00 8,00 t
Elinizdeki bu eser Hz. Muhammed’in vefatı sırasında başlayıp günümüze kadar devam edegelen Şiî-Sünnî ayırımının dinî ve siyasî nedenleri üzerinde yapılmış objektif bir çalışma olarak Gadir-î Hum Mezhepler Tarihi’nin tartışmalı bir konusunu akademik disiplinle yeniden gündeme getirerek aydınlatıcı bir işlev yüklenmektedir.
30,00 20,00 t
Yahudi ve Hristiyanlıkta Günlük İbadetler var mıdır? Kolaylık veya cem’ imkanı var mıdır? Nasıl? Neden?
Kur’an-ı Kerim’de farz namazların birleştirilmesi ile ilgili ayetler var mıdır?
Namazların birleştirilmesi ile ilgili hadislerin kaynaklık değeri nedir?
Hz. Peygamber (s.a.v.) namazları birleştirerek kılmış mıdır? Ne zaman? Neden?
Şia, namazları neden birleştirerek kılar?
Yolculuk, hastalık, meşguliyet gibi nedenlerden dolayı namazlar birleştirilerek kılınabilir mi?
Dünyada vakitlerin oluşmadığı bölgelerde namazlar birleştirilebilir mi?
Bu eser, bütün bu soruların ve benzer konuların cevaplarını bulmak amacıyla kaleme alınmıştır.
15,00 10,00 t
Dört Halife Dönemi; Bizans ve Sâsânî devletlerinin İslam Topraklarına dâhil edildiği, İslam’ın çok geniş bir coğrafyaya yayıldığı, Müslümanların farklı din mensuplarıyla ilk defa yoğun olarak karşılaşıp birlikte yaşamaya başladıkları, hayatın her alanında kurumsallaşmaya gidildiği ve daha sonraki dönemlerde müstakil bir disiplin haline gelen dinî ilimlerin temellerinin atıldığı önemli bir zaman dilimidir. Aynı zamanda sözü edilen dönem; Hz. Muhammed’in vefatından sonra binlerce insanın dinden döndüğü, dört halifenin üçünün öldürüldüğü, Cahiliye Dönemine ait kabileciliğin tekrar nüksetmeye başladığı, Cemel, Sıffîn gibi iç çatışmaların yaşandığı ve kendilerinin dışındakileri tekfir edip öldüren Hâricîlerin ortaya çıktığı bir dönemin adıdır. Elinizde ki kitapta, yukarıda kısmen belirtilen olumlu ve olumsuz tüm gelişmelerin sebep, seyir ve sonuçları üzerinde durulmaktadır. Amaç, Müslümanlar için önemli bir referans olan Hulefâ-i Râşidîn devrini devrini dinî, siyasî, sosyal, kültürel ve iktisâdî bir bütünlük içerisinde ele almak ve yorumlamaktadır.
32,00 21,00 t
Türkiye, son yüzyılda siyasî, toplumsal, dinî, kültürel ve kurumsal açıdan geniş ölçekli yatay ve dikey değişimler yaşamaktadır. Bu değişim sürecinde en çok tartışılan sorunlar din, dinî değerler ve dinî kurumlardır. Din ve dinî kurumlar, Cumhuriyet döneminde, siyasi kutuplaşmaların, siyasî ve hukukî değişim ve dönüşümlerin hep odağında olmuştur. Ulus devletin kurucu kadrosu, Diyanet’e İslam’ın inanç ve ibadetleri konusunda halkı aydınlatmak ve din hizmeti vermek, ibadethaneleri kontrol etmek; İlahiyat’a ise “yüksek diniyat mütehassısları yetiştirmek”, devrimleri desteklemek; hurafeler ve “gerici” akımlarla mücadele etmek gibi bir görev biçmiştir. Seçimlerle işbaşına gelen iktidarlar ve darbe ile yönetime el koyan ihtilalciler, dini ve dindarları bu kurumlar yoluyla kontrol etmeye veya yönlendirmeye çalışmışlardır.
Cumhuriyetin politikasının, zamanla Pozitivist anlayışa kayması, laikliğin din aleyhtarlığı olarak algılanması ve uygulanması, karşısında kayıt dışı bir din anlayışını yaratmıştır. Dinî cemaatleşmeler, şeffaf ve açık olmaktan çıkararak siyasî yapılara veya ticari şirketlere dönüşmüştür. Dinî düşüncenin yenilenememesi ve dinî bilgi ihtiyacının Arap dünyasından yapılan çeviriler yoluyla giderilmeye çalışılması, katı laikçiler ile katı muhafazakarları karşı karşıya getirmiştir.
24,00 15,00 t
Bir bütün olarak insanı ve evreni kuşatan İslam dini, hukuk kaideleriyle insanın dünya hayatına müdahil olmuş, ahlaki ve vicdani emirleriyle de varlığın gaybi boyutlarına ışık tutmuştur. Bu hususiyeti nedeniyle hem zaman ve mekân aşkın ilkeleri hem de zaman mekân kayıtlı hükümleri bünyesinde mezcedebilmiştir. Başka hiçbir hukukî, felsefi sistemde görülemeyen bu hususiyet onun insanlık âleminde kıymetli bir yer edinmesine vesile olmuştur.
İki binlerin dünyasında çocuklar artık büyüklerinin anlamadıkları bir dille konuşmakta, görmedikleri oyunları oynamakta, anlayamadıkları hareketler yaparak bilgisayardan şaşılası görseller ve medyalarla buluşabilmektedir.
Hal böyle iken, ilim yolunun garip yolcuları olarak bizlerin bu değişimin dışında kalıp, ümmet bilgisayar, tablet, telefon başında ömür geçirirken onlara kara kaplı kitaplarla din anlatmaya çalışmak hem imkânsız hem de anlamsız görünmektedir.
Bu nedenle neredeyse bütün bir insanlık “elektronik dünya (digital/virtual world)” denilen ilişki ve algının içerisinde iken, her zaman ve mekânın kuşatıcısı İslam’ın ilim adamlarının bu dünyada yaşayan insanoğlunun başıboş olmadığını beyan etmesi ve bu beyanını da akıl, mantık ve ilim çerçevesinde delillendirmesi gerekmektedir. Araştırmamız işte bu düşüncenin ürünüdür.
26,00 17,00 t
Günümüz dünyası bir taraftan baş döndürücü teknolojik ve bilimsel gelişmeler sergilerken, diğer taraftan insanî değerlerde, ahlakta korkunç bir kaos yaşanmaktadır. Akıl, gazap ve şehvet kuvvelerine yaratılış bakımından sınır koymayan insanoğlu bu duygularını düzenleyici ilahî prensiplerden yoksun olmasından dolayı ifrat ve tefrit arasında bocalayarak kendisine, çevreye, topluma ve tüm insanlığa zarar verecek eylemler yapmaktadır. İnsanın aç gözlülüğü ve hırsı geçtiğimiz bir asır içinde dünyayı bir çok defa kana bulamış, sevginin değil, nefret ve düşmanlığın acı meyvelerini ortaya çıkarmıştır. Sevgisini Allah’tan ve ve onun en güzel şekilde yarattığı insandan uzaklaştırıp materyalizmin etkisinde kalarak teknolojinin cansız nesnelerine yöneltmiştir. Çağımızda sonsuz bir potansiyele sahip insan sevgisinin yanlış yönlere kanalize edildiği görülmektedir. İslam dininin mensupları arasında dahi sevgi tam anlamıyla anlaşılabilmiş değildir.
İşte “Kur’an’ın Önerdiği İdeal İnsan Modelinin Oluşmasında Sevginin Rolü” isimli bu çalışma, insanlığın bu sorununa akademik anlamda bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Özellikle insanlık Kur’an’ın sunduğu ideal insan modeline ihtiyaç duymaktadır. Bu modelin ortaya çıkması için de tevhid inancı merkezli Allah, insan ve çevre sevgisinin iyi anlaşılmasına ihtiyaç vardır.
20,00 13,00 t
Temel hak ve hürriyetlerin ahlâkî ve hukukî gücü günümüz toplumlarında, gözlenebilen önemli bir gerçekliktir. Bu değerler, günümüzde, insanlık onurunu koruma hususunda bütün kültürlerde ortak talepler olarak görülür.
İslâm’ın ortaya koyduğu ve insanlara hasrettiği bu hak ve hürriyetler yıllardır kullanılırken, günümüz dünyasının milletlerarası yazılı belgelerle de korumaya çalıştığı hürriyetler konusundaki karnesinin durumu çok iç açıcı olmasa gerektir.
30,00 20,00 t
Devletler arası ilişkilerin eski çağlardan beri bir gelişme içinde olduğu gerçeği, diplomatik temsil konusunu uluslararası hukukun en eski konularından biri haline getirmiştir. Günümüzdeki anlam ve mahiyette olmasa da tarihî süreci ilkçağlara kadar giden diplomatik temsil, dönemin ihtiyaçları ve devletler hukukunun gelişimine paralel olarak zamanla örfî bir uygulama halini almış, sonraki dönemlerde de hukukî statü kazanmıştır. Diplomatik temsilcilerin, görevlerini gereği gibi yerine getirebilmeleri için de kendilerine özel bir statüden yararlanma imkânı tanınmıştır. Diplomatik temsilcilerin hukukî statüsü ile temsilcinin yabancı bir devlet ülkesinde görevli olarak bulunduğu sırada kendisine uygulanan hukukî statü kastedilmektedir. Oysaki temsilcinin, kendi ülkesinde bu hukukî statüden istifade etmesi söz konusu değildir.
İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren diplomatik ilişkilere önem verilmiş, sürekli elçilik müessesesi henüz oluşmadığı için elçiler, devletler arası diplomatik temsilin geçici olduğu o dönem teamülü gereği belirli görevleri icra etmek üzere gönderilmiştir. Günümüzde ki fevkalade elçiler ile sadece resmî bir görev için gidip gelen diplomatları andıran bu diplomatik temsil anlayışının, İslam’ın doğduğu ve hukukun tedvin edildiği dönemlerde ki yaygın örften ve dönemsel ihtiyaçtan kaynaklandığı söylenebilir. İslam devletinin, gayrimüslim ülkelerle ilişkilerini hızla geliştirdiği Emevîler döneminde daha karmaşık amaçlar için elçiler gönderilmeye başlanmasına rağmen daimî elçilik müessesine yönelme bu dönemde de mümkün olmamıştır. Abbasîler döneminde ise diplomasi anlayışı, elçilik görevinin tanzimi, üslûbu, faaliyet alanı bakımından oldukça gelişmiş, hatta bu gelişmeler Eyyûbîler ve Memlükler döneminde zirveye ulaşmıştır. Daimî statü kazanıncaya kadar elçiler, görevlerini emân kapsamı dâhilinde yürütmüşlerdir.
60,00 39,00 t
Ahlak olmadan, insanların yöntemi için kanunların kifayetsizliği nasıl bir gerçekse, güzel ahlâkın bir nevi hayata intikali mesabesinde olan âdâb-ı muâşeret olmadan da ahlâkın, bir nazariye olmaktan öteye geçmeyeceği de öyle bir gerçektir. Bu demektir ki, bireysel ve sosyal hayatta âdâb-ı muâşeret olmadan ahlâkın, ahlâk olmadan da kanunların fert için dünya ve ahiret saadetini temin edebileceğini söylemek pek mümkün gözükmemektedir.
Bir toplumda, adap ve erkâna riâyet edilmiyorsa, orada ahlâkın varlığından bahsedilemeyeceği gibi; âdâb-ı muâşeret ve ahlâka önem verilmeyen cemiyetlerde, insana, dolayısıyla hukuka saygıdan, nizam ve intizamdan bahsetmek de mümkün olmaz.
Bu sebeple Âdâb-ı Muâşeret; insana, cemiyet içerisinde saygın bir birey olarak yaşayabilmek için lazım olan nezâket kurallarını öğreten, insanî ilişkilerde uyulacak ölçülü ve nazik davranışların şeklini ortaya koyan, şahsı toplum içerisinde erdemli ve hürmete lâyık kılan söz, iş ve davranış biçimlerini kapsayan önemli bir disiplindir.
28,00 19,00 t
18,00 12,00 t
20,00 13,00 t
Bir Kültür Gerillası ALİ ŞERİATİ
-Hayatı, Mücadelesi ve Eserleri-
28,00 19,00 t
Dünyada Ali Şeriati -İslami Uyanışta Ali Şeriati’nin Rolü-
14,00 t
Epistemik değer skalasının yerleşim düzenine göre dönemlerin epistemolojileri oluşmakta; hatta, ’bilim’ ile neyin kastedildiği bile kişi, toplum ve tarihsel dönemlere göre değişebilmektedir.
20,00 t
Dinî hükümlerin temeli emir ve yasaklara dayanır. Kur’ân’da ve Sünnet’te pek çok hüküm, doğrudan emir-nehiy sigas(kalıb)ıyla varit olmuştur. Bunların bir kısmı nasslarda (ayet ve hadis metinlerinde) yoruma meydan vermeyecek açıklıktadır. Bir kısmı ise müçtehitlerin yorum(içtihat)larıyla tespit edilmiştir.
15,00 t
Müslüman toplumlarda dinî meseleler konuşulurken, tartışılırken hatta soru cevaba konu olurken kulaklarımızın çok aşina olduğu ve sıklıkla duyduğumuz kelimelerden biridir ihtiyat. Allah (c.c.)’a ve âhiret gününe inanan Müslüman insanlar için dinî yaşantıda hassasiyet göstermek olması gereken bir durumdur. Bu hassasiyet çoğu kere dinî hükümler konusunda kesin bilgi bulunmayan durumlar ya da meselelerde daha da belirginleşir. Bunun en önemli nedeni Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hadisinde buyurduğu “açıkça belli olan helaller ile açıkça belli olan haramlar” dışında bulunan kimi şüpheli (belirsiz) durumların varlığıdır.
15,00 t
Bu eserin temel özelliği, yöntem açısından bugünkü bilimsel yaklaşımlara benzer bir yaklaşım sergilemesi; bireysel gelişim ve erdemlilik, eğitim-öğretim, sosyo-ekonomik, politik ve kültürel yapıyla ilgili bir çoğu günümüz toplumları için de geçerli olabilecek bir fikrî muhteva ve ifade gücüne sahip olmasıdır.
8,00 t
İlahi vahyin rehberliğinde gerçekleştirilen ilk İslam devletinin düşünce temellerini bulacağınız bu kitap, size bu devletin dogmalara dayanan karanlık bir ortaçağ devleti olmadığını gösterecektir. İnsanları, baskı ve zulüm altında tutan modern ulus-devletlerle karşılaştırıldığında, düşünce devletinin üstünlüklerini farkedeceksiniz.
7,00 t
Bu kitabın konusu ve amacı din felsefesi denen disiplini tanımaktır. Din felsefesi nedir, ayrı otonom bir disiplin midir. Eğer ayrı bir disiplinse doğrudan felsefe mi yoksa dini bir disiplin midir?
15,00 t
Bu çalışma ile biz kıraat farklılıklarının Kur’ân âyetlerinin tefsîrine etkisini ortaya koymaya çalışacağız. Ayrıca ahkâma taalluk eden âyetlerde karşılaşılan farklı kıraatların etkisinin ne oranda olduğunu ve bunların doğurduğu sonuçların neler olduğunu örnekleriyle açıklayacağız. Tüm bu farklılıklar, acaba, âyetler üzerinde haramı helal kılacak kadar ciddî mânâda bir anlam değişimine neden oluyor mu?
18,00 t
Yazar, Kur’an-ı Kerim’i hem doğru okumak hem de onun mesajından istifade etmek amacıyla tecvid ilmini öğrenmek isteyenler için öğretim amaçlı bir yönteme bağlı kalarak, ayetlerin anlamlarını düşünmeye sevk eden vakf ve ibtida gibi konulardan başladığını, pratik yapmadan da anlaşılması okuyucuya kolay gelen bilgileri kitabın baş kısmına aldığını, en kolay olandan daha az kolay olan konulara adım adım ilerlediğini, pratik yaparak öğrenilmesi gerekli olan konuları ise kitabın son kısımlarına bırakmak suretiyle tecvid konularını bir düzen içerisinde yazdığını ve takip ettiği bu yöntemin, hem öğrenciye hem de öğretmene çalışma ve zaman tasarrufu sağlayacağını söylemektedir.
15,00 t
Başlangıçta adı "Tevhid İlmi" olan İslam kelamının başlıca meselelerinin incelendiği bu kitap, 19.yy. İslami uyanışının bir ürünüdür. Bilgi kaynakları, Allah’ın sıfatları ve nübüvvet konusunda tatmin edici bilgi ve düşünce birikimine ihtiyaç hissediyorsanız bu kitapta fazlasıyla bulacaksınız.
14,00 t
Yeryüzünde ve yeryüzünden (toprak) yaratılan insan, yeryüzü ile içiçe bir hayat sürmektedir. Yerle birlikte geçirdiği yorucu bir hayatın ardından yine onun bağrına kendini bırakır.







































































































