26,00 17,00 t
Günümüz dünyası bir taraftan baş döndürücü teknolojik ve bilimsel gelişmeler sergilerken, diğer taraftan insanî değerlerde, ahlakta korkunç bir kaos yaşanmaktadır. Akıl, gazap ve şehvet kuvvelerine yaratılış bakımından sınır koymayan insanoğlu bu duygularını düzenleyici ilahî prensiplerden yoksun olmasından dolayı ifrat ve tefrit arasında bocalayarak kendisine, çevreye, topluma ve tüm insanlığa zarar verecek eylemler yapmaktadır. İnsanın aç gözlülüğü ve hırsı geçtiğimiz bir asır içinde dünyayı bir çok defa kana bulamış, sevginin değil, nefret ve düşmanlığın acı meyvelerini ortaya çıkarmıştır. Sevgisini Allah’tan ve ve onun en güzel şekilde yarattığı insandan uzaklaştırıp materyalizmin etkisinde kalarak teknolojinin cansız nesnelerine yöneltmiştir. Çağımızda sonsuz bir potansiyele sahip insan sevgisinin yanlış yönlere kanalize edildiği görülmektedir. İslam dininin mensupları arasında dahi sevgi tam anlamıyla anlaşılabilmiş değildir.
İşte “Kur’an’ın Önerdiği İdeal İnsan Modelinin Oluşmasında Sevginin Rolü” isimli bu çalışma, insanlığın bu sorununa akademik anlamda bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Özellikle insanlık Kur’an’ın sunduğu ideal insan modeline ihtiyaç duymaktadır. Bu modelin ortaya çıkması için de tevhid inancı merkezli Allah, insan ve çevre sevgisinin iyi anlaşılmasına ihtiyaç vardır.
32,00 21,00 t
Üniversite yıllarında başlayan İslam’ı öğrenme çabalarım bir müddet dergiler, az sayıdaki İslami konu ve kavramları inceleyen kitaplar, ilmihal veya fetva kitapları çevresinde cereyan ediyordu. Okumalarım 1980’li yılların başlarında ise usul, fıkıh, tefsir, hadis, siyer kitaplarına doğru evrildi. Bu okumalar giderek ufkumu açsa da ruhumu doyurmuyor ve tatmin etmiyordu. Ancak sonradan anlıyordum ki bütün kitaplar bir tek kitabı anlamak için okunurmuş ve okuya okuya o kaynağa varılırmış. O kaynak ise vahiyden başkası değilmiş. Önce sözlü vahiy sonra yaratılmış vahiy yani kâinat kitabı. Artık ne okusam ne yazsam merkezde hep o kitap var ve baktığım tüm pencerelerden onun yansımasını görüyor ve değerlendirmeleri hep ona göre yapmaya çalışıyorum. Her şeyi doğru anlayıp anlatıyorum iddiasında değilim. Ama tüm çabam ve yaşama amacım onu anlamak ona uygun bir hayat yaşamak ve onu anlatabilmek uğraşına yöneliktir. Yaptıklarım, yazdıklarım hep o kitaptan anladığım kadardır. Bu kitapta yazdıklarım bazen ideallerim, bazen yaşam tarzımdır. İnanmadığım ve yolunda çaba sarf etmediğim hiçbir hususta söz söylememeye yazı kaleme almamaya çalıştım. Diliyor ve umuyorum ki Rabbim anlayışım ve yaşamımdaki eksikleri samimiyetime bağışlar. Çünkü O Rahmandır ve Rahimdir.
30,00 20,00 t
Bir kefesinde samimiyet ve bir kefesinde disiplin taşıdığımız çalışma ölçüsü, yaptığımız işlerin iyi yönde anlatılmasını, güzel ifadelerle konuşulmasını sağlarken, belki de hayatımızdaki dönüm noktalarından biriyle buluşturur bizi.
Ezber bozan insanların, yaşadıkları sokaktan mahalleye, şehirden ülkeye ve en nihayetinde haritada yerleri gösterilemeyen coğrafyalara değer katma arzusu ve insanlığa karşı sorumluluk bilinci size de sirayet ettiğinde, bunun, sizin için neden bir dönüm noktası olduğunu anlarsınız bir anda. Ve ezberiniz bozulur sizin de.
Bu kitapta; Gerede’nin bir köyünde, sadece okulda gördüğü bir atlasta dünya ülkelerine gitmeyi hayal eden bir çocuğun, sonrasında hayallerini değil gerçeği gerçekleştirdiğini, toplumda yardımlaşma ruhunun oluşmasına ve gelişmesine öncü olma isteğini bulacaksınız.
40,00 26,00 t
Kendi kendime: ’’Acaba sonsuza dek insanlığımın ihtişamını koruyabilecek miyim?’’ diye sorarım. Bundan dolayı bütün insanlığın yararına olacak hakikatleri yazmaya çabaladım. Yazdıklarım kalemimin şeffaflığından ve aşkından sizlere sunduğum düşüncelerimdir. Yazarların eserlerinin, parmak izleri gibi, onların ruhlarını yansıttıklarını biliyor muydunuz? Eserdeki bütün cümleler ve konular hayatım boyunca tecrübe edindiğim hakikat ve düşünce dünyasının bir ürünüdür.
İnsanlığın özgürlüğü gayeniz olduktan sonra, güçlü bir şekilde ilerleyecek ve asla yorgunluk hissetmeyeceksiniz. Sadece bir ideoloji veya bir grup insanların faydalanabilmesi için değil bütün insanlığın faydalanacağı şekilde yazıyorum. İnsanlığın saadeti bütün insanlığın ibadeti olmalıdır.
30,00 20,00 t
Devletler arası ilişkilerin eski çağlardan beri bir gelişme içinde olduğu gerçeği, diplomatik temsil konusunu uluslararası hukukun en eski konularından biri haline getirmiştir. Günümüzdeki anlam ve mahiyette olmasa da tarihî süreci ilkçağlara kadar giden diplomatik temsil, dönemin ihtiyaçları ve devletler hukukunun gelişimine paralel olarak zamanla örfî bir uygulama halini almış, sonraki dönemlerde de hukukî statü kazanmıştır. Diplomatik temsilcilerin, görevlerini gereği gibi yerine getirebilmeleri için de kendilerine özel bir statüden yararlanma imkânı tanınmıştır. Diplomatik temsilcilerin hukukî statüsü ile temsilcinin yabancı bir devlet ülkesinde görevli olarak bulunduğu sırada kendisine uygulanan hukukî statü kastedilmektedir. Oysaki temsilcinin, kendi ülkesinde bu hukukî statüden istifade etmesi söz konusu değildir.
İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren diplomatik ilişkilere önem verilmiş, sürekli elçilik müessesesi henüz oluşmadığı için elçiler, devletler arası diplomatik temsilin geçici olduğu o dönem teamülü gereği belirli görevleri icra etmek üzere gönderilmiştir. Günümüzde ki fevkalade elçiler ile sadece resmî bir görev için gidip gelen diplomatları andıran bu diplomatik temsil anlayışının, İslam’ın doğduğu ve hukukun tedvin edildiği dönemlerde ki yaygın örften ve dönemsel ihtiyaçtan kaynaklandığı söylenebilir. İslam devletinin, gayrimüslim ülkelerle ilişkilerini hızla geliştirdiği Emevîler döneminde daha karmaşık amaçlar için elçiler gönderilmeye başlanmasına rağmen daimî elçilik müessesine yönelme bu dönemde de mümkün olmamıştır. Abbasîler döneminde ise diplomasi anlayışı, elçilik görevinin tanzimi, üslûbu, faaliyet alanı bakımından oldukça gelişmiş, hatta bu gelişmeler Eyyûbîler ve Memlükler döneminde zirveye ulaşmıştır. Daimî statü kazanıncaya kadar elçiler, görevlerini emân kapsamı dâhilinde yürütmüşlerdir.
60,00 39,00 t
Ahlak olmadan, insanların yöntemi için kanunların kifayetsizliği nasıl bir gerçekse, güzel ahlâkın bir nevi hayata intikali mesabesinde olan âdâb-ı muâşeret olmadan da ahlâkın, bir nazariye olmaktan öteye geçmeyeceği de öyle bir gerçektir. Bu demektir ki, bireysel ve sosyal hayatta âdâb-ı muâşeret olmadan ahlâkın, ahlâk olmadan da kanunların fert için dünya ve ahiret saadetini temin edebileceğini söylemek pek mümkün gözükmemektedir.
Bir toplumda, adap ve erkâna riâyet edilmiyorsa, orada ahlâkın varlığından bahsedilemeyeceği gibi; âdâb-ı muâşeret ve ahlâka önem verilmeyen cemiyetlerde, insana, dolayısıyla hukuka saygıdan, nizam ve intizamdan bahsetmek de mümkün olmaz.
Bu sebeple Âdâb-ı Muâşeret; insana, cemiyet içerisinde saygın bir birey olarak yaşayabilmek için lazım olan nezâket kurallarını öğreten, insanî ilişkilerde uyulacak ölçülü ve nazik davranışların şeklini ortaya koyan, şahsı toplum içerisinde erdemli ve hürmete lâyık kılan söz, iş ve davranış biçimlerini kapsayan önemli bir disiplindir.
30,00 20,00 t
Endülüs’ün ilk mütefekkiri, ilk İslam filozofu ve sufisi hiç şüphesiz İbn Meserre’dir. İbn Meserre, doğu ziyaretlerinin dışında, hayatının önemli bir bölümünü kendi öğrencileriyle birlikte, Kurtuba Sierra’da ki zaviyesinde geçirmiştir. Bu zaviyede Endülüs’ün tasavvuf ve zühd hayatının ilk örnekleri yaşanmış olsa da, İbn Meserre’nin asıl amacı, İslâm Felesefesinin temel meselelerinden din-felsefe veya akıl-vahiy arasında ki uzlaşmayı temellendirmek olmuştur. İbn Meserre kendi düşüncelerini, Meşşai filozofların sistemlerine benzer bir şekilde, Platoncu, Aristocu ve Yeni-Platoncu felsefelerden de faydalanarak, onların fizik ve metafizik argümanları üzerinde, Kur’anî kavramlarla mezcederek temellendirmiştir.
Şöhreti batıdan başlayıp doğuya kadar uzanan İbn Meserre’nin mistik felsefesinin Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan düşünürleri etkilediği inkâr edilemez. İbn Meserre’nin düşüncelerinden etkilenen şahsiyetler arasında İbn Berrecan, İbn hazm, İbn Arif, İbn Kasî, İbn Rüşd, İbn Arabî, İbn Tufeyl gibi Müslüman düşünürler ile Mûsâ ibn Ezra, Yûsuf İbn Sıddik el-Kurtubî, İsmâ’il İbn Tibbon, İbn Gabirol, Wulf, Gundisalvi, Duns Scotus, Roger Bacon, Raymond Lull gibi Yahudi ve Hıristiyan düşünürler yer almaktadır. Felsefî sistemi, kompleks bir geleneğin toplamı gibi gözükse de sadece basit, eklektik bir düşünür olmaktan uzak olarak İbn Meserre, bütün sistemlerdeki felsefî unsurları orijinal, aynı zamanda birtakım yeni unsurlarla birleştirmektedir. İbn Meserre’nin ilham aldığı bu yeni unsurların kaynağı, İslam dininin yegâne kaynağı Kur’an’dır. İşte bu nedenle, bütün felsefi sistemlerden yararlanması, düşünceleri bir araya getirmesinden ve birçok düşüncenin ilk mimarı olmasından dolayı İbn Meserre, sistemlerin filozofu ve ilklerin filozofu olarak İslam düşünce tarihinde ki yerini almıştır.
30,00 20,00 t
30,00 19,50 t
24,00 16,00 t
32,00 21,00 t
Müminlerin Kur’an’la kuracağı sağlıklı ilişki, onu okumayı, dosdoğru anlamayı, inanmayı, tavır ve davranışa dönüştürmeyi, irfanıyla ahlaklanma-yı, kurumlaşmayı, kadrolaşmayı, gelişen iletişim tekniklerinden faydalanmayı ve aydınlık Kur’an düşüncesini insanlığa ulaştırmak için mücadele etmeyi gerektirir. Mümin için ilim öğrenmek farz ise bunun başında Kur’an’ı öğrenmek gelir. Bu da Kur’an’ı okumayı gerektirir ki Allah ile konuşmak kadar şerefli bir eylemdir. Onun için Kur’an, ibadet ve aşk bilinciyle sürekli okunmalıdır. Kur’an okumak sünnet, dinlemek farz şeklindeki ezberlenmiş önerme buna engel bir safsatadan ibarettir ve bundan hızla uzaklaşmamız gerekir. Kur’an’ı anlayarak okumak ve de dosdoğru anlamak gerekir. Çünkü bir kitabı okumaktan maksat anlamaktır. İnsan anlamadığı bir metni okumuş ve öğrenmiş sayılmaz. Öğrenmediği bir kitabı ne imana dönüştürebilir, ne ahlaka, ne de davranışa.
1.194,00 750,00 t
100,00 65,00 t
100,00 65,00 t
40,00 26,00 t
Müminlerin Kur’an’la kuracağı sağlıklı ilişki, onu okumayı, dosdoğru anlamayı, inanmayı, tavır ve davranışa dönüştürmeyi, irfanıyla ahlaklanma-yı, kurumlaşmayı, kadrolaşmayı, gelişen iletişim tekniklerinden faydalanmayı ve aydınlık Kur’an düşüncesini insanlığa ulaştırmak için mücadele etmeyi gerektirir. Mümin için ilim öğrenmek farz ise bunun başında Kur’an’ı öğrenmek gelir. Bu da Kur’an’ı okumayı gerektirir ki Allah ile konuşmak kadar şerefli bir eylemdir. Onun için Kur’an, ibadet ve aşk bilinciyle sürekli okunmalıdır. Kur’an okumak sünnet, dinlemek farz şeklindeki ezberlenmiş önerme buna engel bir safsatadan ibarettir ve bundan hızla uzaklaşmamız gerekir. Kur’an’ı anlayarak okumak ve de dosdoğru anlamak gerekir. Çünkü bir kitabı okumaktan maksat anlamaktır. İnsan anlamadığı bir metni okumuş ve öğrenmiş sayılmaz. Öğrenmediği bir kitabı ne imana dönüştürebilir, ne ahlaka, ne de davranışa.
40,00 26,00 t
Müminlerin Kur’an’la kuracağı sağlıklı ilişki, onu okumayı, dosdoğru anlamayı, inanmayı, tavır ve davranışa dönüştürmeyi, irfanıyla ahlaklanma-yı, kurumlaşmayı, kadrolaşmayı, gelişen iletişim tekniklerinden faydalanmayı ve aydınlık Kur’an düşüncesini insanlığa ulaştırmak için mücadele etmeyi gerektirir. Mümin için ilim öğrenmek farz ise bunun başında Kur’an’ı öğrenmek gelir. Bu da Kur’an’ı okumayı gerektirir ki Allah ile konuşmak kadar şerefli bir eylemdir. Onun için Kur’an, ibadet ve aşk bilinciyle sürekli okunmalıdır. Kur’an okumak sünnet, dinlemek farz şeklindeki ezberlenmiş önerme buna engel bir safsatadan ibarettir ve bundan hızla uzaklaşmamız gerekir. Kur’an’ı anlayarak okumak ve de dosdoğru anlamak gerekir. Çünkü bir kitabı okumaktan maksat anlamaktır. İnsan anlamadığı bir metni okumuş ve öğrenmiş sayılmaz. Öğrenmediği bir kitabı ne imana dönüştürebilir, ne ahlaka, ne de davranışa.
80,00 52,00 t
Müminlerin Kur’an’la kuracağı sağlıklı ilişki, onu okumayı, dosdoğru anlamayı, inanmayı, tavır ve davranışa dönüştürmeyi, irfanıyla ahlaklanma-yı, kurumlaşmayı, kadrolaşmayı, gelişen iletişim tekniklerinden faydalanmayı ve aydınlık Kur’an düşüncesini insanlığa ulaştırmak için mücadele etmeyi gerektirir. Mümin için ilim öğrenmek farz ise bunun başında Kur’an’ı öğrenmek gelir. Bu da Kur’an’ı okumayı gerektirir ki Allah ile konuşmak kadar şerefli bir eylemdir. Onun için Kur’an, ibadet ve aşk bilinciyle sürekli okunmalıdır. Kur’an okumak sünnet, dinlemek farz şeklindeki ezberlenmiş önerme buna engel bir safsatadan ibarettir ve bundan hızla uzaklaşmamız gerekir. Kur’an’ı anlayarak okumak ve de dosdoğru anlamak gerekir. Çünkü bir kitabı okumaktan maksat anlamaktır. İnsan anlamadığı bir metni okumuş ve öğrenmiş sayılmaz. Öğrenmediği bir kitabı ne imana dönüştürebilir, ne ahlaka, ne de davranışa.
22,00 t
28,00 19,00 t
20,00 13,00 t
15,00 10,00 t
15,00 t
26,00 18,00 t
18,00 12,00 t
18,00 12,00 t
40,00 26,00 t
16,00 11,00 t
15,00 10,00 t
32,00 21,00 t













































































































