- 1
- 2
24,00 16,00 t
Kur’an; insanı, kendi nefsini ve hassas oluşumunu düşünmeye, araştırmaya sevketmektedir. Nitekim nefsi bilmek Allah’ı bilmeyi sağlar.
25,00 17,00 t
1995 Ramazan’ında başlayıp her yıl periyodik olarak devam eden Kur’an Sempozyumlarının artık geleneksel hale gelmesi sevindirici bir durumdur.
30,00 20,00 t
Türkiye’de yeni bir devir açmak için bütün meziyetlere sahip bulunan fakat Osmanoğlu’nun celadet ve azmi yerine, yumuşak huyluluğunun kurbanı olan Padişah bizim tarihimizin en büyük şahsiyetlerinden biridir. Zamanında ilim ve sanat sahasında büyük adamlar yetiştiği gibi, kendisi de bunların başında gelir.
22,00 15,00 t
18,00 12,00 t
Günümüz dünyasında temel toplumsal ve siyasal sorunlar bir sıralamaya tabi tutulduğunda “çalışanların hakları sorunu” ilk sıralarda yer alır. Göklerde koloniler kuran insan bu konuda kendinden habersiz bulunmaktadır.
12,00 8,00 t
Geniş bir okuyucu kitlesi için hazırladığımız bu eserde, İslam’ın evrensel boyutu üzerinde durduk. Değişik açılardan ele alıp vurgulamaya çalıştığımız bu boyut, onu insanlığın geçmişiyle, yaşanmakta olan anla ve gelecekle bütünleştirmektedir.
20,00 t
Nasireddin Tûsî. İslam felsefesine. İbn Sina’nın görüşlerini, yöneltilen eleştirilere karşı savunup şerh ederek katkıda bulunmuştur. Onun bu çabası büyük önem taşır. Tûsî, dünya bilim tarihinde 13. yüzyılın en aktif ve üretken matematik ve astronomi bilgini olarak yerini almıştır. İbn Sina’nın felsefesini savunup açıklamak için yazdığı Şerhu’l-İşârât, bir felsefe klasiği haline gelmiştir.
25,00 17,00 t
Tefsir çalışmaları içinde ilk sırayı fıkhî tefsirler (ahkâm tefsirleri) almaktadır. Kur’an’ın, hemen uygulanması gereken bölümünü ahkâm ayetleri oluşturduğu için onlar üzerinde daha vahyedildiği günden itibaren önemle durulmuş, hicrî I. asrın sonlarına doğru da Kur’an’ın sadece amelî yönünü ele alan müstakil eserler tedvin edilmeye başlanmıştır.
20,00 13,00 t
İbn Teymiyye, sevenleri ve karşıtları arasında hep tartışma ve husumet konusu olagelmiştir. Yandaşları onu bid’atlerle mücadele eden, sünneti yeniden ihya eden bir müceddid olarak; karşıtları ise, sapık, yoldan çıkmış, ehlisünnetin dışına taşmış biri olarak görmektedir.
32,00 21,00 t
Birçok müslüman Kur’an’ı ibadet ve sevap kastıyla okur. Oysaki o bir amaç değil, insana dünyada ve ahirette mutlu olmanın yollarını gösteren ilahî bir ışık, cehaletin karanlıklarını dağıtan eşsiz bir nur, Hakk’a çağıran ve doğruya ileten yüce bir rehberdir.
22,00 15,00 t
1995 Ramazan’ında başlayıp her yıl periyodik olarak devam eden Kur’an Sempozyumlarının artık geleneksel hale gelmesi sevindirici bir durumdur. Gerek bugüne kadar gerçekleştirilen, gerekse önümüzdeki yıllarda, farklı konularla başka vilayetlerde gerçekleştirilecek bu sempozyumlar, Türk halkının derin ve uzun soluklu bilimsel/kültürel programları kaldırabilecek bir düzeye gelmiş olmasının işaretlerini vermektedir.
10,00 7,00 t
First section of the book focuses on the self and related concepts as a Sufi phrases. This study is a comparative analysis between Islam tradition and Western psychology on this issue.
16,00 t
Hayat ve ibadet rutin hale getirilmemelidir.
Hakikatler ayrıntıya dikkat edenler tarafından keşfedilebilir.
Zaten hayat an be an ayrıntılılarla inşa edilir.
İbadetlerle ayrıntıya dikkat etmek, hayatı ayrıntılarıyla yaşama anlayışıyla mümkündür.
24,00 16,00 t
Seyyid Cemal’in (Afgani) attığı ilk adımın üzerinden yüz yıl geçti ama kimse ikinci adımı atmadı. Hıristiyanlığa itiraz edileli altı yüz yıl oldu (Protestanlık). Rönesans’ın üzerinden dört yüz yıl geçti. ...Zaman geçip gidiyor. Yeni nesil hızla değiştiriliyor. ...Eğer dini asırlardır alışılagelmişşekil kalıbından kurtaramaz ve onu bir harekete dönüştüremezsek kendisine bir gelenek olarak bağlı kalan yaşlı ve bunak neslin ölümüyle din de ölecektir. Bu kötü düşünceli, şüpheli ve bulanık... kişilerin varlığı (dinin) ölümünü hızlandıracaktır. ...
16,00 11,00 t
İcmâ’ın çeşitli tanımları vardır. Bunlar arasında yaygın olan bir tanıma göre icmâ, Hz. Peygamber’den sonraki bir asırda ortaya çıkan şer’î bir meselenin hükmü üzerinde aynı asırdaki İslâm müctehidlerinin birleşmesidir. Bilindiği gibi icmâ, İslâm hukukunda Kitap ve Sünnet’ten sonra en kuvvetli delili teşkil eder, yani ümmet için bir hüccettir.
14,00 9,00 t
Ve bir gün bir sivrisinek, evet küçücük bir sinek Nemrut’un onca ihtişamlı saltanatına, kanunlarına, ordularına karşı gelerek burnundan içeri girdi.
Ne olmuştu Uluhiyyet iddiasında bulunan, kendi kendine malik olduğunu zanneden, malı ve mülkü ile kurduğu tağuti düzeni ile gurur duyan Nemrut’a? Şimdi ufacık bir sivrisinek karşısında aciz kalıyordu.
Böylece Allah, ilahlık iddiasında bulunan Nemrutların, yarattıklarından en küçüğünün vereceği zararı dahi gidermekten aciz olduğunu insanlığa gösteriyordu.
15,00 t
XX. yy.’ın modern dünyası İkbal’i, İslâm düşüncesinin hem teorisyeni hem de pratiğinin uygulayıcısı olarak karşımıza çıkarmıştı. XXI. yüzyılda ise onun fikirleri ve siyasi düşünceleri İslam toplumlarının yeniden yapılanmaları ve dünya üzerinde saygın bir yer edinmeleri için bir ışık olabilir mi? İkbal’in fikirlerindeki canlılık ve dinamizm, güçlü bir Allah inancı ve Mevlâna’nın rehberliği bu soruya cevap verir niteliktedir. Çünkü bakışları tek taraflı değil, bir yandan Batı düşüncesi öbür yandan İslam ve özellikle tasavvuf düşüncesi kendisine rehberlik eden iki önemli ana koldur. Bu yüzden İkbal’in inancı, yalnız vicdanlarda sıkışıp kalan bir iman değil, hayatın tüm alanlarına canlılık ve dinamizm aşılayan bir imandır.
14,00 9,00 t
25,00 t
Süfyan es-Sevrî, mezheplerin teşekkül etmeye başladığı hicrî II. Asırda iz bırakan, mezhep sahibi fıkıh alimlerinden birisidir. Sevrî’nin kendi adıyla anılan bu fıkhî mezhep hicri VII. Asra kadar varlığını devam ettirmiş ve zamanla çeşitli siyasî, sosyal vb. Sebeplerle etkisini yitirmiştir. Bişr el-Hafî, Hamdun el-Kessâr en-Neysâbûrî, Cüneyd el-Bağdâdî gibi önemli mutasavvıfların ve Dînever şehrinden bir grubun onun mezhebine tâbi olduğu söylenir. Süfyan es-Sevrî’nin, rivayet ettiği hadisler gibi fıkhî görüşleri de kısa zamanda bütün İslam dünyasına yayılmış ve onun adıyla anılan mezhep yaklaşık beş asır boyunca meşhur fıkıh mezheplerinden biri halinde varlığını sürdürmüştür. Sevrî mezhebi hicrî V. Yüzyıla kadar Bağdat ve çevresiyle Şam’da, hicrî VII. Yüzyıl sonlarında kadar Dinever, Kazvin, Cürcan, İsfahan ve Horosan bölgesinde özellikle Dinever ve çevresinde etkili olmuştur. Bu çerçevede Süfyan es-Sevrî’nin mezhebini benimseyenleri tanımlamak üzere “Sevrî” ya da “Süfyânî” nisbeleri yaygın bir biçimde kullanılmıştır...
10,00 7,00 t
Kur’ân-ı Kerîm’de ve onun açıklayıcısı konumunda olan hadislerde dünya hayatını övücü ifadelere rastlamak mümkün olduğu gibi, yerici ifadeleri de müşahede etmek mümkündür. Müslüman ferdin dünya ve ahirete nasıl bir perspektiften bakması gerektiği, yaşamını sürdürürken prensip edineceği ilkeler, hayatını nasıl tanzim etmesi gerektiği, dinin yaşama ne ölçüde etki etmesi gerektiği ve benzeri konulara açıklık getirebilmek amacıyla, bütüncül bir yaklaşımla Kur’ân-ın dünya hayatına bakışının ve dünya hayatının ahiretle münasebetinin ele alınıp incelenmesi ve belirli çıkarsamalarda bulunulması gerekmektedir.
30,00 20,00 t
İslam dininin değişmez iki temel kaynağı olan Kur’an ve Sünnet’in anlaşılmasına ve yorumlanmasına yönelik İslam dünyasında zamanla farklı anlayış ve yönelişler ortaya çıkmıştır. İslami ilimlerin gelişim sürecinde nassları yorumlamada rivayet ve dirayet ekolleri şeklinde iki farklı yaklaşımın hem Sünnî hem de Şiî literatürde ortaya çıktığı bilinmektedir. Şiî dünyada hâkim mezhep haline gelen İmâmiyye ekolünde bu iki temel anlayış, ahbârî/rivayetçi ve usûlî/dirayetçi diye isimlendirilmiştir. Şia’nın siyasi anlamda İslam dünyasında etkin olduğu ve Şia’nın temel kaynaklarının yazıldığı hicri 4. asrın ikinci yarısı ile 5. asrın ilk yarısı, usûlî anlayışın güçlenmeye başladığı bir dönemdir. Usûlî geleneğin en güçlü temsilcilerinden biri olan Şerîf el-Murtazâ, eldeki Kur’an metninin otantik/sahih olduğunu ifade etmiş ve Şia’nın tahrifçi Kur’an tasavvurunu reddetmiştir. İşte elinizdeki bu eser; yaşadığı dönemde Şia’nın Kur’an anlayışında dönüşüm gerçekleştirerek katkı sunmuş Şiî bir âlim olan Murtazâ’nın Kur’an tasavvurunu ve yorum yöntemini ortaya koymaya çalışmaktadır. Böylelikle Şia’nın gerek Kur’an tasavvurunun gerekse tefsir anlayışının yekpare bir yapı arz etmediği ortaya çıkacaktır. Murtazâ’nın yorum yönteminin incelenmesi, aynı zamanda Şia’nın usûlî tefsir geleneğinin bir çeşit belirlenmesi anlamına da gelmektedir.
18,00 12,00 t
Genelde Batıya ait bir kavram olarak kabul edilen estetik, güzel ve güzellik üzerine düşünme etkinliğidir. Gerek Kur’an-ı Kerim ve gerekse hadisler, bu kavrama oldukça zengin atıflarda bulunmaktadır. Çalışmamızın konusu olan Hz. Peygamber’in güzellik anlayışının kökleri, Yüce Allah’ın güzelliğin yegâne kaynağı olması ve güzelliği sevmesi yanında O’nun (c.c.) her şeyde güzelliği gerekli görmesi oluşturmaktadır. Bu bakımdan Hz. Peygamber, söz ve uygulamalarıyla, aralarında yetiştiği insanları; dillerinden giyimlerine, davranış biçimlerinden yaptıkları işlere ve yaşadıkları mekânlara, sosyal hayatlarından eşya kullanımlarına, ibadetlerinden dualarına kadar hayatın her alanında takdire şayan bir güzellik anlayışıyla tanıştırmıştır. Kuşkusuz Nebevî öğretideki bu güzellik anlayışı, günümüz insanının estetik yoksunluğunu formatlayabilecek bir zenginliktedir.
Bu alanda, bugüne kadar yazılmış derli toplu ilk çalışma özelliği taşıyan elinizdeki bu eser, Hz. Peygamber’in güzellik anlayışını günümüz insanına ulaştırma ve anlatma iddiasındadır.
20,00 13,00 t
Bu kitap insanın dünyada ürettiği emek ve ortaya koyduğu erdemin veya yaptığı hoyratlığın bedelin ve karşılığını Kur’an âyetleri ışığında incelemektedir. bir bakıma bu kitap, ahireti kazanmak için fırsat kazandıran yaşamlarını yararlı işlerde harcayanların Allah yanında sahip olacakları değer ve elde edecekleri sonucu göstermeyi amaçlamaktadır.
28,00 19,00 t
Konulu tefsir türünde olan bu çalışmamız, insanı psikolojik özellikleriyle incelemeyi amaç edinmiştir. Hiç şüphesiz Kur’an ve sünnetin en esaslı gayesi, insanın rûh derinliklerinde, Allah’a karşı yönelişine engel olan etmenleri tespit ederek, bunu kişinin basiretine sunup Allah’la olan münasebetinin yüksek şuurunu uyandırmaktadır. Bu, Kur’an ve Sünnetin en esaslı gâyesi ve önemli konuları arasındadır.
12,00 8,00 t
Elinizdeki bu eser Hz. Muhammed’in vefatı sırasında başlayıp günümüze kadar devam edegelen Şiî-Sünnî ayırımının dinî ve siyasî nedenleri üzerinde yapılmış objektif bir çalışma olarak Gadir-î Hum Mezhepler Tarihi’nin tartışmalı bir konusunu akademik disiplinle yeniden gündeme getirerek aydınlatıcı bir işlev yüklenmektedir.
22,00 15,00 t
Âdem’den Muhammed’e Allah’ın bütün elçilerine selâm olsun!
Uzun yıllar önce bir arkadaşımın hediye ettiği Seyyid Kutub ile Abdülhamid Cude es-Sahhar’ın Kur’an Işığında Dinî Hikâyeler kitabıyla başlayan Kur’an kıssalarıyla tanışıklığım işin aslını arama düşüncesiyle ’’Kur’an’da bu nasıl anlatılmış?’a dönüştü. Birkaç defa bu işe niyetlendiysem de önceleri kendimde cesaret bulamadım. Hz. Âdem üzerinde yaptığım birçok çalışmadan sonra bu işin nasıl olması gerektiğine karar vererek çalışmaya devam ettim. Kur’an’la meşgul olunca da önümüze yeni ufuklar açıldı. Hz. Âdem’den Hz. İsa’ya kadar olan Allah’ın elçilerinin anlatıldığı Elçiler ve Kıssalar, Kur’an’ın farklı surelerinde geçen kıssaların, birbirini açıklayan ve tamamlayan anlam kümelerinin taranması, ayrışması ve birleştirilmesiyle ortaya çıktı.
Uydurmalardan ayrılmış bilgilerle Allah’ın elçilerinin hikâyesi, umarız, zihnimizde yeni ufuklar açar, insanların Kur’an’ı doğru olarak anlamasına katkıda bulunur.
15,00 10,00 t
Dört Halife Dönemi; Bizans ve Sâsânî devletlerinin İslam Topraklarına dâhil edildiği, İslam’ın çok geniş bir coğrafyaya yayıldığı, Müslümanların farklı din mensuplarıyla ilk defa yoğun olarak karşılaşıp birlikte yaşamaya başladıkları, hayatın her alanında kurumsallaşmaya gidildiği ve daha sonraki dönemlerde müstakil bir disiplin haline gelen dinî ilimlerin temellerinin atıldığı önemli bir zaman dilimidir. Aynı zamanda sözü edilen dönem; Hz. Muhammed’in vefatından sonra binlerce insanın dinden döndüğü, dört halifenin üçünün öldürüldüğü, Cahiliye Dönemine ait kabileciliğin tekrar nüksetmeye başladığı, Cemel, Sıffîn gibi iç çatışmaların yaşandığı ve kendilerinin dışındakileri tekfir edip öldüren Hâricîlerin ortaya çıktığı bir dönemin adıdır. Elinizde ki kitapta, yukarıda kısmen belirtilen olumlu ve olumsuz tüm gelişmelerin sebep, seyir ve sonuçları üzerinde durulmaktadır. Amaç, Müslümanlar için önemli bir referans olan Hulefâ-i Râşidîn devrini devrini dinî, siyasî, sosyal, kültürel ve iktisâdî bir bütünlük içerisinde ele almak ve yorumlamaktadır.
60,00 39,00 t
Ahlak olmadan, insanların yöntemi için kanunların kifayetsizliği nasıl bir gerçekse, güzel ahlâkın bir nevi hayata intikali mesabesinde olan âdâb-ı muâşeret olmadan da ahlâkın, bir nazariye olmaktan öteye geçmeyeceği de öyle bir gerçektir. Bu demektir ki, bireysel ve sosyal hayatta âdâb-ı muâşeret olmadan ahlâkın, ahlâk olmadan da kanunların fert için dünya ve ahiret saadetini temin edebileceğini söylemek pek mümkün gözükmemektedir.
Bir toplumda, adap ve erkâna riâyet edilmiyorsa, orada ahlâkın varlığından bahsedilemeyeceği gibi; âdâb-ı muâşeret ve ahlâka önem verilmeyen cemiyetlerde, insana, dolayısıyla hukuka saygıdan, nizam ve intizamdan bahsetmek de mümkün olmaz.
Bu sebeple Âdâb-ı Muâşeret; insana, cemiyet içerisinde saygın bir birey olarak yaşayabilmek için lazım olan nezâket kurallarını öğreten, insanî ilişkilerde uyulacak ölçülü ve nazik davranışların şeklini ortaya koyan, şahsı toplum içerisinde erdemli ve hürmete lâyık kılan söz, iş ve davranış biçimlerini kapsayan önemli bir disiplindir.
30,00 20,00 t
Endülüs’ün ilk mütefekkiri, ilk İslam filozofu ve sufisi hiç şüphesiz İbn Meserre’dir. İbn Meserre, doğu ziyaretlerinin dışında, hayatının önemli bir bölümünü kendi öğrencileriyle birlikte, Kurtuba Sierra’da ki zaviyesinde geçirmiştir. Bu zaviyede Endülüs’ün tasavvuf ve zühd hayatının ilk örnekleri yaşanmış olsa da, İbn Meserre’nin asıl amacı, İslâm Felesefesinin temel meselelerinden din-felsefe veya akıl-vahiy arasında ki uzlaşmayı temellendirmek olmuştur. İbn Meserre kendi düşüncelerini, Meşşai filozofların sistemlerine benzer bir şekilde, Platoncu, Aristocu ve Yeni-Platoncu felsefelerden de faydalanarak, onların fizik ve metafizik argümanları üzerinde, Kur’anî kavramlarla mezcederek temellendirmiştir.
Şöhreti batıdan başlayıp doğuya kadar uzanan İbn Meserre’nin mistik felsefesinin Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan düşünürleri etkilediği inkâr edilemez. İbn Meserre’nin düşüncelerinden etkilenen şahsiyetler arasında İbn Berrecan, İbn hazm, İbn Arif, İbn Kasî, İbn Rüşd, İbn Arabî, İbn Tufeyl gibi Müslüman düşünürler ile Mûsâ ibn Ezra, Yûsuf İbn Sıddik el-Kurtubî, İsmâ’il İbn Tibbon, İbn Gabirol, Wulf, Gundisalvi, Duns Scotus, Roger Bacon, Raymond Lull gibi Yahudi ve Hıristiyan düşünürler yer almaktadır. Felsefî sistemi, kompleks bir geleneğin toplamı gibi gözükse de sadece basit, eklektik bir düşünür olmaktan uzak olarak İbn Meserre, bütün sistemlerdeki felsefî unsurları orijinal, aynı zamanda birtakım yeni unsurlarla birleştirmektedir. İbn Meserre’nin ilham aldığı bu yeni unsurların kaynağı, İslam dininin yegâne kaynağı Kur’an’dır. İşte bu nedenle, bütün felsefi sistemlerden yararlanması, düşünceleri bir araya getirmesinden ve birçok düşüncenin ilk mimarı olmasından dolayı İbn Meserre, sistemlerin filozofu ve ilklerin filozofu olarak İslam düşünce tarihinde ki yerini almıştır.
30,00 20,00 t
15,00 10,00 t
40,00 26,00 t
16,00 11,00 t
- 1
- 2
































































































