25,00 17,00 t
Küreselleşme Sürecinde Ulus Devletler Değişime Uyum Sağlamaya Çalışıyorlar…
15,00 t
1995 Ramazan’ında başlayıp her yıl periyodik olarak devam eden Kur’an Sempozyumlarının artık geleneksel hale gelmesi sevindirici bir durumdur. Gerek bugüne kadar gerçekleştirilen, gerekse önümüzdeki yıllarda, farklı konularla başka vilayetlerde gerçekleştirilecek bu sempozyumlar, Türk halkının derin ve uzun soluklu bilimsel/kültürel programları kaldırabilecek bir düzeye gelmiş olmasının işaretlerini vermektedir
25,00 17,00 t
1995 Ramazan’ında başlayıp her yıl periyodik olarak devam eden Kur’an Sempozyumlarının artık geleneksel hale gelmesi sevindirici bir durumdur.
30,00 20,00 t
Oryantalistler ve İslam dünyasında onların izinden giden taklitçiler işi oldu bittiye getirerek, tek taraflı ve önyargılı bir tutumla İslam kurumlarını İslam’a değil, fetihlerden sonra meydana gelen sosyal gelişmelere ve tekâmûle bağlamaktadırlar. Bu tutarsız hüküm karşısında gerçeği ortaya çıkarmak ve bütün bu kurumları ilk ve gerçek kaynaklarına dayandırmak bir görev olarak bizlere düşmektedir.
30,00 20,00 t
Türkiye’de yeni bir devir açmak için bütün meziyetlere sahip bulunan fakat Osmanoğlu’nun celadet ve azmi yerine, yumuşak huyluluğunun kurbanı olan Padişah bizim tarihimizin en büyük şahsiyetlerinden biridir. Zamanında ilim ve sanat sahasında büyük adamlar yetiştiği gibi, kendisi de bunların başında gelir.
20,00 13,00 t
1995 Ramazan’ında başlayıp her yıl periyodik olarak devam eden Kur’an Sempozyumlarının artık geleneksel hale gelmesi sevindirici bir durumdur. Gerek bugüne kadar gerçekleştirilen, gerekse önümüzdeki yıllarda, farklı konularla başka vilayetlerde gerçekleştirilecek bu sempozyumlar, Türk halkının derin ve uzun soluklu bilimsel/kültürel programları kaldırabilecek bir düzeye gelmiş olmasının işaretlerini vermektedir
32,00 21,00 t
İslam Fıkhı, batılı anlamdaki hukuktan ibaret değildir. Bu yüzden fıkıh usûlü, dinin tamamını kapsayacak bir algılama biçimine ulaşmayı hedeflemektedir. Fıkıh usulü konusunda adeta klasikleşmiş olan bu eser, halen birçok ilahiyat fakültesinde ders kitabı olarak okutulmaktadır.
12,00 8,00 t
“Hâtem" sıfatı Peygamber (s)’e bizzat Kur’an-ı Kerim’in vermiş olduğu bir sıfattır. Kur’an-ı Kerim O’nu "son peygamber" olarak isimlendirmiş olup müslüman birisi için bu konuda herhangi bir şüphe sözkonusu değildir. Yani bir müslümanın peygamberden sonra başka bir peygamber gelecek mi gelmeyecek mi şeklinde bir soru sorması mümkün değildir.
13,00 9,00 t
Mal, insan hayatının önemli dayanağıdır. İnsan hayatı, mal ile devam eder, zira insanın hayatını devam ettirmesinde son derece önemli rol oynayan gıda, giyim, mesken, eğitim vb. öncelikli ihtiyaçların tümü, mala dayanmaktadır.
160,00 100,00 t
Kur’an, üzerinde dura dura okunup özümsenerek anlaşılsın ve yaşansın diye yaklaşık yirmi üç yılda pasajlar hâlinde, bölüm bölüm indirilmiştir. Amacı, eğitim ve öğretim yoluyla insanın değerini ve kalitesini yükseltip daha sonra “Âdil bir toplum” ve “İnsanlar için çıkartılmış en iyi/en medenî bir toplum” şeklinde nitelendirilip örnek gösterilecek olan yeryüzünün, gerçekten bağımsız ve en medenî toplumunu vücuda getirmektir. Abdullah İbn Mes’ud, Übey b. Ka’b ve Abdullah b. Ömer gibi birden fazla sahabe demiştir ki: “Biz Kur’an’ı on ayet on ayet okurduk; her on ayeti iyice okumadan ve özümseyip yaşamadan yeni bir on ayet almazdık.” Onların bu sözleri de Kur’an-ı Kerim’i, tilâvetin hakkını vererek, indiriliş amacına ve yöntemine uygun olarak okuduklarını ve özümseyerek yaşadıklarını ifade etmektedir. Biz de surelerin sıralanışında, sahabenin, -teşbihte hata olmasın- ilk mektepten, hatta anaokulundan başlayıp üniversiteden mezun oluncaya kadar kademe kademe devam eden eğitim ve öğretim sürecini göz önünde bulunduran ve onların mümin kişiliklerini ve adalet vasfıyla birlikte en medenî niteliklerini derece derece inşa edip insanlık kalitelerini yücelten indiriliş yöntemini esas aldık ve sureleri nüzul sırasına göre tefsir etmeye çalıştık.
22,00 15,00 t
1995 Ramazan’ında başlayıp her yıl periyodik olarak devam eden Kur’an Sempozyumlarının artık geleneksel hale gelmesi sevindirici bir durumdur. Gerek bugüne kadar gerçekleştirilen, gerekse önümüzdeki yıllarda, farklı konularla başka vilayetlerde gerçekleştirilecek bu sempozyumlar, Türk halkının derin ve uzun soluklu bilimsel/kültürel programları kaldırabilecek bir düzeye gelmiş olmasının işaretlerini vermektedir.
22,00 15,00 t
Felsefe ile kelamın birbirleriyle kıyasıya tartışması ilk önce kelam alimleri tarafından başlatılmıştır.Onlar, tercüme edilen felsefî düşüncelerinin assın zahiri ve özüyle çeliştiğini iddia ederek başta Platon ve Aristoteles olmak üzere ilahiyatçı dedikleri Müslüman filozofları da hedef almışlardır.
12,00 8,00 t
Arapça öğrenimine ilginin gün geçtikçe arttığı ülkemizde son yıllarda çeşitli materyaller yayımlanmaktadır. Bildiğim kadarıyla bugüne kadar Arapçanın eşdizimleri ve kullanımları alanında ülkemizde bir çalışma yapılmamıştır. Elinizdeki bu çalışma, politika, ekonomi, tıp vb. konularda yaygın olarak kullanılan belirli sayıdaki eşdizimlerin İngilizce ve Arapçalarının cümle içerisindeki kullanımları ile türkçe karşılıklarını ele almaktadaır. Arapçasını geliştirmek isteyen orta düzey öğrencilerine yararlı olacağını düşündüğüm bir kaynaktır.
Prof. Dr. Emrullah İŞLER
28,00 18,00 t
Tanıma ve anlama meselesi, bilme meselesinden ayrı bir şeydir. Tanıma ve bilme arasındaki ayrımı bilmeyen biri, ne bir şeyi tanıyabilir, ne de bir şeyi bilebilir, isterse tanınmış bir bilgin, büyük bir allame olsun. Bir kitap ya da bir ekol ile ilgili olarak pek çok şey bilen, ama ne o kişiyi, ne o ekolü, ne de o eseri tanıyan bir sürü insan vardır. İslam âlimlerinden kimileri, İslam’ı tanımaktadırlar. Kimileri ise İslam âlimidirler ama İslam’ı tanımıyor olabilirler. Bunun tersine kimileriyse İslam’ı tanımakla birlikte İslam âlimleri arasında yer almazlar.
18,00 t
İslâm dünyasındaki ahlâk felsefesi çalışmaları, Kindî, Farabî, Râzî ve İbn Sina’ya kadar geri gitmekle birlikte bu alanda yazılmış ilk özel ve planlı eser İbn Miskeveyh’e aittir. İbn Miskeveyh’i, daha çok ferdî ahlâk konularının ele alındığı “Tehzibu’l-Ahlâk” adlı eserinden hareketle alanda daha kapsamlı ve felsefî temelleri güçlü eser veren Nasîreddin Tûsî takip etmiştir. Bu bakımdan Tûsî’nin Ahlâk-ı Nâsırî’si, ahlâk felsefesi veya değişik bir deyişle felsefî ahlâk alanında ferdî ahlâk yanında ev idaresi ve devlet yönetimi gibi sosyal hayatın iki temel sahasını da ele alan ilk ahlâk kitabı olma özelliği taşır.
16,00 11,00 t
İcmâ’ın çeşitli tanımları vardır. Bunlar arasında yaygın olan bir tanıma göre icmâ, Hz. Peygamber’den sonraki bir asırda ortaya çıkan şer’î bir meselenin hükmü üzerinde aynı asırdaki İslâm müctehidlerinin birleşmesidir. Bilindiği gibi icmâ, İslâm hukukunda Kitap ve Sünnet’ten sonra en kuvvetli delili teşkil eder, yani ümmet için bir hüccettir.
15,00 t
Fârâbî, İslâm düşüncesinin önemli bir siması, büyük Türk-İslâm filozofu ve el-Muallimu’s-Sânî diye anıla gelmektedir. Onun yetiştiği ortamdan serdettiği fikirlerine kadar pek çok alanda yüzyıllardır Doğu ve Batı’da pek çok takipçisi bulunmaktadır. Yaşadığı çağın görüş tarzı çerçevesinde mantık, felsefe, siyaset ve musiki gibi felsefenin önemli alanlarında derinlemesine meşgul olmuş ve bu alanda nitelikli pek çok ilk çalışma yapmıştır. Aradan geçen asırlara rağmen hala modern araştırmaların Fârâbî’ye yer ayırması, bilimsel çalışmalara konu olması, eserlerinin bugün hala çeşitli dillere tercüme edilmesi, insanlığı aydınlatmaya ve felsefe yolunda olanlara yol göstermeye devam etmekte olduğunu göstermektedir.
24,00 t
Varlık felsefesi yapan filozofların büyük bir çoğunluğunun, aynı zamanda doğrudan veya dolaylı olarak da varlık mertebeleri problemiyle yolu kesişmiştir. Filozofların varlığı felsefî bir problem olarak ele almalarının düşünce tarihi kadar eskiliği bu problemin hala ne kadar yeni olduğunu göstermeye yeterlidir. “Varlık mertebeleri” düşüncesini ele alan filozoflar bu kavramdan, her varlığın varlık alanında kendine uygun görülen yerde yer alması, kendi varlık düzleminde yerini koruması ve varlığını kendi varlık alanında gerçekleştirmesi manasını çıkarmışlardır. Bu tanımlamadan hareketle Varlık mertebeleri, kavramsal ve problematik çerçevede değerlendirildiğinde, İslam ve Batı felsefesi çerçevesinde yaratılış, sudûr nazariyesi ve sudûr’un unsurları, varlık sıralamaları .....
18,00 12,00 t
İnsanların seçimlerine, giyim kuşamlarına, yeme-içme alışkanlıklarına, zaman ve mekân tasavvurlarına, kısaca yaşama biçimlerine yansıyan dağınıklık, düzeysizlik, basitçe bir zevk meselesi olarak asla değerlendirilemez. Bizce bu durum temelde bir akıl yürütme sorunu olduğu gibi zamanla oluşan bir estetik algı bozukluğu veya estetik yoksunluğu olarak ta görülebilir...
18,00 12,00 t
İnsan bazen kendisine söz geçiremez. Arzu etmesine rağmen verdiği kararın gereğini yapmak için harekete geçemez. Fiile dökememesi onun ilk defa denenecek olmasından da kaynaklanmaz çoğu kez. Ona verdiği önem de gerekliliğine duyduğu inanç da değişmemiştir. Pek çok kez niyet eder fakat o ilk adımı atamaz. Vazgeçemediği için de erteler. O, bu hâlde iken bazen iş işten geçer. İyi ki geçti de diyemez...
70,00 45,00 t
Doğrusu Afrika’ya ilk adımımı atıncaya kadar Afrika denilince benim de aklıma sadece siyah tenli insanlar, yoksulluk, kıtlık, kızgın çöller ve zamanında yaşanan sömürgecilik gibi konular gelirdi. Afrika’ya ilk adımımı attıktan sonra kara kıtanın bunlara ilaveten çok daha başka bir dünya olduğu gerçeğiyle karşılaştım. Gördüklerim, bildiklerimle asla örtüşmüyordu. Afrika’daki ilk görev yerim olan Sudan’da geçirdiğim üç yılın ardından Kıta hakkındaki kanaatlerim, dünya hayatına bakışım, tasarruf ve israf anlayışım, kısacası Kıta’yla ilgili kavram dünyam tamamen değişti. Sözcüklerin kamuslardaki anlamıyla Afrika’yı resmetmeye yeterli olamayacağını bizzat tecrübe ettim. ‘Afrika anlatılamaz ancak yaşanarak anlaşılabilir’ tezi benim açımdan kesinlik kazandı.....
12,00 8,00 t
Elinizdeki bu eser Hz. Muhammed’in vefatı sırasında başlayıp günümüze kadar devam edegelen Şiî-Sünnî ayırımının dinî ve siyasî nedenleri üzerinde yapılmış objektif bir çalışma olarak Gadir-î Hum Mezhepler Tarihi’nin tartışmalı bir konusunu akademik disiplinle yeniden gündeme getirerek aydınlatıcı bir işlev yüklenmektedir.
32,00 21,00 t
Üniversite yıllarında başlayan İslam’ı öğrenme çabalarım bir müddet dergiler, az sayıdaki İslami konu ve kavramları inceleyen kitaplar, ilmihal veya fetva kitapları çevresinde cereyan ediyordu. Okumalarım 1980’li yılların başlarında ise usul, fıkıh, tefsir, hadis, siyer kitaplarına doğru evrildi. Bu okumalar giderek ufkumu açsa da ruhumu doyurmuyor ve tatmin etmiyordu. Ancak sonradan anlıyordum ki bütün kitaplar bir tek kitabı anlamak için okunurmuş ve okuya okuya o kaynağa varılırmış. O kaynak ise vahiyden başkası değilmiş. Önce sözlü vahiy sonra yaratılmış vahiy yani kâinat kitabı. Artık ne okusam ne yazsam merkezde hep o kitap var ve baktığım tüm pencerelerden onun yansımasını görüyor ve değerlendirmeleri hep ona göre yapmaya çalışıyorum. Her şeyi doğru anlayıp anlatıyorum iddiasında değilim. Ama tüm çabam ve yaşama amacım onu anlamak ona uygun bir hayat yaşamak ve onu anlatabilmek uğraşına yöneliktir. Yaptıklarım, yazdıklarım hep o kitaptan anladığım kadardır. Bu kitapta yazdıklarım bazen ideallerim, bazen yaşam tarzımdır. İnanmadığım ve yolunda çaba sarf etmediğim hiçbir hususta söz söylememeye yazı kaleme almamaya çalıştım. Diliyor ve umuyorum ki Rabbim anlayışım ve yaşamımdaki eksikleri samimiyetime bağışlar. Çünkü O Rahmandır ve Rahimdir.
32,00 21,00 t
Müminlerin Kur’an’la kuracağı sağlıklı ilişki, onu okumayı, dosdoğru anlamayı, inanmayı, tavır ve davranışa dönüştürmeyi, irfanıyla ahlaklanma-yı, kurumlaşmayı, kadrolaşmayı, gelişen iletişim tekniklerinden faydalanmayı ve aydınlık Kur’an düşüncesini insanlığa ulaştırmak için mücadele etmeyi gerektirir. Mümin için ilim öğrenmek farz ise bunun başında Kur’an’ı öğrenmek gelir. Bu da Kur’an’ı okumayı gerektirir ki Allah ile konuşmak kadar şerefli bir eylemdir. Onun için Kur’an, ibadet ve aşk bilinciyle sürekli okunmalıdır. Kur’an okumak sünnet, dinlemek farz şeklindeki ezberlenmiş önerme buna engel bir safsatadan ibarettir ve bundan hızla uzaklaşmamız gerekir. Kur’an’ı anlayarak okumak ve de dosdoğru anlamak gerekir. Çünkü bir kitabı okumaktan maksat anlamaktır. İnsan anlamadığı bir metni okumuş ve öğrenmiş sayılmaz. Öğrenmediği bir kitabı ne imana dönüştürebilir, ne ahlaka, ne de davranışa.
100,00 65,00 t
40,00 26,00 t
Müminlerin Kur’an’la kuracağı sağlıklı ilişki, onu okumayı, dosdoğru anlamayı, inanmayı, tavır ve davranışa dönüştürmeyi, irfanıyla ahlaklanma-yı, kurumlaşmayı, kadrolaşmayı, gelişen iletişim tekniklerinden faydalanmayı ve aydınlık Kur’an düşüncesini insanlığa ulaştırmak için mücadele etmeyi gerektirir. Mümin için ilim öğrenmek farz ise bunun başında Kur’an’ı öğrenmek gelir. Bu da Kur’an’ı okumayı gerektirir ki Allah ile konuşmak kadar şerefli bir eylemdir. Onun için Kur’an, ibadet ve aşk bilinciyle sürekli okunmalıdır. Kur’an okumak sünnet, dinlemek farz şeklindeki ezberlenmiş önerme buna engel bir safsatadan ibarettir ve bundan hızla uzaklaşmamız gerekir. Kur’an’ı anlayarak okumak ve de dosdoğru anlamak gerekir. Çünkü bir kitabı okumaktan maksat anlamaktır. İnsan anlamadığı bir metni okumuş ve öğrenmiş sayılmaz. Öğrenmediği bir kitabı ne imana dönüştürebilir, ne ahlaka, ne de davranışa.
40,00 26,00 t
Müminlerin Kur’an’la kuracağı sağlıklı ilişki, onu okumayı, dosdoğru anlamayı, inanmayı, tavır ve davranışa dönüştürmeyi, irfanıyla ahlaklanma-yı, kurumlaşmayı, kadrolaşmayı, gelişen iletişim tekniklerinden faydalanmayı ve aydınlık Kur’an düşüncesini insanlığa ulaştırmak için mücadele etmeyi gerektirir. Mümin için ilim öğrenmek farz ise bunun başında Kur’an’ı öğrenmek gelir. Bu da Kur’an’ı okumayı gerektirir ki Allah ile konuşmak kadar şerefli bir eylemdir. Onun için Kur’an, ibadet ve aşk bilinciyle sürekli okunmalıdır. Kur’an okumak sünnet, dinlemek farz şeklindeki ezberlenmiş önerme buna engel bir safsatadan ibarettir ve bundan hızla uzaklaşmamız gerekir. Kur’an’ı anlayarak okumak ve de dosdoğru anlamak gerekir. Çünkü bir kitabı okumaktan maksat anlamaktır. İnsan anlamadığı bir metni okumuş ve öğrenmiş sayılmaz. Öğrenmediği bir kitabı ne imana dönüştürebilir, ne ahlaka, ne de davranışa.
80,00 52,00 t
Müminlerin Kur’an’la kuracağı sağlıklı ilişki, onu okumayı, dosdoğru anlamayı, inanmayı, tavır ve davranışa dönüştürmeyi, irfanıyla ahlaklanma-yı, kurumlaşmayı, kadrolaşmayı, gelişen iletişim tekniklerinden faydalanmayı ve aydınlık Kur’an düşüncesini insanlığa ulaştırmak için mücadele etmeyi gerektirir. Mümin için ilim öğrenmek farz ise bunun başında Kur’an’ı öğrenmek gelir. Bu da Kur’an’ı okumayı gerektirir ki Allah ile konuşmak kadar şerefli bir eylemdir. Onun için Kur’an, ibadet ve aşk bilinciyle sürekli okunmalıdır. Kur’an okumak sünnet, dinlemek farz şeklindeki ezberlenmiş önerme buna engel bir safsatadan ibarettir ve bundan hızla uzaklaşmamız gerekir. Kur’an’ı anlayarak okumak ve de dosdoğru anlamak gerekir. Çünkü bir kitabı okumaktan maksat anlamaktır. İnsan anlamadığı bir metni okumuş ve öğrenmiş sayılmaz. Öğrenmediği bir kitabı ne imana dönüştürebilir, ne ahlaka, ne de davranışa.
20,00 13,00 t
26,00 18,00 t
24,00 16,00 t
30,00 20,00 t
Karizma Dindarlığı Şiîlik Üzerine Araştırmalar
150,00 105,00 t
Hz Muhammed (3 Cilt)
1- İslam Daveti Mekke
2- Davvetten Devlete Medine
3- Devletten Medeniyete

































































































