22,00 15,00 t
1995 Ramazan’ında başlayıp her yıl periyodik olarak devam eden Kur’an Sempozyumlarının artık geleneksel hale gelmesi sevindirici bir durumdur. Gerek bugüne kadar gerçekleştirilen, gerekse önümüzdeki yıllarda, farklı konularla başka vilayetlerde gerçekleştirilecek bu sempozyumlar, Türk halkının derin ve uzun soluklu bilimsel/kültürel programları kaldırabilecek bir düzeye gelmiş olmasının işaretlerini vermektedir.
17,00 11,00 t
Şüphesiz vahiy, alemlerin sahibi (Rabbu’l Alemîn) olan Allah’ın, yarattıkları ile sürekli ve en önemli iletişim aracıdır. Yaratılmış ve yaratılacak olan her şeyin var oluşu, varlığının devamı ve neticesi ancak Allah’ın vahyi/emr iledir. Bu sebeple vahye, sadece A ve B şahısları arasında bir konuşma/muhavere vasıtası olarak bakılamayacağı gibi sadece peygamberle ilgili bir kurum gözüyle de bakılmamalıdır. İşte bu nedenle biz, vahiy kavramının sadece terim anlamı üzerinde değil, Kur’an’da yer verildiği ve tespit edebildiğimiz ölçüde çeşitli manalarını araştırmaya çalıştık. Özellikle de Kur’an’la ilgili vahyin mahiyeti, inzali, peygamber tarafından telakkisi; Hz. Peygamber’in vahiy ile ilişkisi, bir de Kur’an’dan başka vahiy (vahy-i gayr-i metluv) var mıdır ve bu hangi vahiy olabilir, konuları üzerinde, Kur’an çerçevesinde ve daha ziyade zihinsel (düşünce) plânda etraflıca durduk.
20,00 13,00 t
Bu kitabı yazmaktaki amacımız okuyucuda namaz bilincini uyandırmak; namazın zikir muhtevasını idrak ettirmek, bilinçli olarak eda edilen bir namazda okunanların tamamının namazın ruhuna ve amacına uygun olarak zikir anlamını ihtiva etmesini önermek; namazda gerçekleşecek ruh ve beden bütünlüğü ile gerçek diriliğe ermektir
20,00 13,00 t
1995 Ramazan’ında başlayıp her yıl periyodik olarak devam eden Kur’an Sempozyumlarının artık geleneksel hale gelmesi sevindirici bir durumdur. Gerek bugüne kadar gerçekleştirilen, gerekse önümüzdeki yıllarda, farklı konularla başka vilayetlerde gerçekleştirilecek bu sempozyumlar, Türk halkının derin ve uzun soluklu bilimsel/kültürel programları kaldırabilecek bir düzeye gelmiş olmasının işaretlerini vermektedir
160,00 100,00 t
Kur’an, üzerinde dura dura okunup özümsenerek anlaşılsın ve yaşansın diye yaklaşık yirmi üç yılda pasajlar hâlinde, bölüm bölüm indirilmiştir. Amacı, eğitim ve öğretim yoluyla insanın değerini ve kalitesini yükseltip daha sonra “Âdil bir toplum” ve “İnsanlar için çıkartılmış en iyi/en medenî bir toplum” şeklinde nitelendirilip örnek gösterilecek olan yeryüzünün, gerçekten bağımsız ve en medenî toplumunu vücuda getirmektir. Abdullah İbn Mes’ud, Übey b. Ka’b ve Abdullah b. Ömer gibi birden fazla sahabe demiştir ki: “Biz Kur’an’ı on ayet on ayet okurduk; her on ayeti iyice okumadan ve özümseyip yaşamadan yeni bir on ayet almazdık.” Onların bu sözleri de Kur’an-ı Kerim’i, tilâvetin hakkını vererek, indiriliş amacına ve yöntemine uygun olarak okuduklarını ve özümseyerek yaşadıklarını ifade etmektedir. Biz de surelerin sıralanışında, sahabenin, -teşbihte hata olmasın- ilk mektepten, hatta anaokulundan başlayıp üniversiteden mezun oluncaya kadar kademe kademe devam eden eğitim ve öğretim sürecini göz önünde bulunduran ve onların mümin kişiliklerini ve adalet vasfıyla birlikte en medenî niteliklerini derece derece inşa edip insanlık kalitelerini yücelten indiriliş yöntemini esas aldık ve sureleri nüzul sırasına göre tefsir etmeye çalıştık.
32,00 21,00 t
Birçok müslüman Kur’an’ı ibadet ve sevap kastıyla okur. Oysaki o bir amaç değil, insana dünyada ve ahirette mutlu olmanın yollarını gösteren ilahî bir ışık, cehaletin karanlıklarını dağıtan eşsiz bir nur, Hakk’a çağıran ve doğruya ileten yüce bir rehberdir.
30,00 20,00 t
14,00 9,00 t
Bu kitapta; ’’Kelâmullah’’, ’’Allah’ın Beşer ile Konuşması’’, ’’Vahiy’’, ’’ Vahyin İmkânı’’, ’’İnzal’’, ’’Tenzil’’, ’’İhyâ’’, ’’İlkâ’’ gibi Kur’an’ın indirilmesinde esas olan anahtar kelimeler açıklanmaya çalışılmıştır. Kelâmullah’ı Peygamber’e inzal eden Cibril’in vahiydeki yeri tespit edilerek; Levh-i Mahf’uz’dan nakledilen kelâmın nisbesi, yani söz olarak Allah’a mı, Cibril’e mi yoksa Hz. Muhammed’e mi ait olduğu açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır.
60,00 39,00 t
Ahlak olmadan, insanların yöntemi için kanunların kifayetsizliği nasıl bir gerçekse, güzel ahlâkın bir nevi hayata intikali mesabesinde olan âdâb-ı muâşeret olmadan da ahlâkın, bir nazariye olmaktan öteye geçmeyeceği de öyle bir gerçektir. Bu demektir ki, bireysel ve sosyal hayatta âdâb-ı muâşeret olmadan ahlâkın, ahlâk olmadan da kanunların fert için dünya ve ahiret saadetini temin edebileceğini söylemek pek mümkün gözükmemektedir.
Bir toplumda, adap ve erkâna riâyet edilmiyorsa, orada ahlâkın varlığından bahsedilemeyeceği gibi; âdâb-ı muâşeret ve ahlâka önem verilmeyen cemiyetlerde, insana, dolayısıyla hukuka saygıdan, nizam ve intizamdan bahsetmek de mümkün olmaz.
Bu sebeple Âdâb-ı Muâşeret; insana, cemiyet içerisinde saygın bir birey olarak yaşayabilmek için lazım olan nezâket kurallarını öğreten, insanî ilişkilerde uyulacak ölçülü ve nazik davranışların şeklini ortaya koyan, şahsı toplum içerisinde erdemli ve hürmete lâyık kılan söz, iş ve davranış biçimlerini kapsayan önemli bir disiplindir.
18,00 12,00 t



















































